AB ile bağların geleceği

Eklenme Tarihi08.03.2019 - 1:30-Güncellenme Tarihi08.03.2019 - 8:20

TÜRKİYE- AB ilişkilerindeki durgunluk ortamında, yeni bir hareketlenmeye yönelik bazı işaretler geliyor.

Son iyi haber, Türkiye-AB Ortaklık Konseyi’nin önümüzdeki hafta Brüksel’de toplanacağıdır. Bunun önemi, bu düzeydeki bir ortak toplantının 2015 yılından beri ilk kez düzenlenebilmiş olmasıdır.

Türkiye’den Dışişleri Bakanı, AB’den de Komisyon’un üst düzey yetkililerinin katılacağı Ortak Konsey görüşmelerinde bir yandan Türkiye-AB ilişkilerinin geleceğine dair konular, diğer yandan bölgesel sorunlar ele alınacak ve ortak bir zemin oluşturulmaya çalışacak.

Son zamanlarda Ankara ile Brüksel arasında hüküm süren uyuşmazlıklardan sonra, bu toplantı ilişkilere yeni bir ivme kazandırabilecek mi?

Gerek Türkiye’nin, gerekse AB’nin bütün kuşkulara rağmen, son dönemde sarsılan bağlarını yeniden canlandırmakta yarar gördükleri bir gerçek.

Çatlak sesler

Bu iyimser havayla çelişen beyanlar ve olaylar da olmuyor değil.

Avrupa Parlamentosu’ndan, mayıs ayında yapılacak seçimler yaklaştıkça çarpık sesler yükseliyor, hatta katılım müzakereleri sürecinin askıya alınması isteniyor. Seçimden sonra oluşacak yeni parlamentoda Türkiye karşıtı grupların güçlenmesi olasılığı yüksek görünüyor. Pratikte Türkiye-AB katılım müzakereleri durmuş durumda. Ayrıca vize kolaylığı ve Gümrük Birliği güncellemesi gibi konularda hâlâ bir ilerleme yok.

Türkiye tarafında da (sürecin canlandırılması için duyulan güçlü isteğe rağmen) zaman zaman ters yorumlanabilecek hareketler görülüyor.

Bazı tutuklamalar ve cezalar AB tarafından hassasiyetle izleniyor ve insan hak ve özgürlüklerinin ihlali olarak değerlen- diriliyor. Son olarak Türk makamlarının bazı Alman gazetecilere akreditasyonu vermemesi, Alman ve Avrupa basınında ifade özgürlüğünün ihlali olarak gösterildi. Diğer kötü bir örnek de, Almanya’da terör gruplarının toplantılarına katıldığı iddia edilen Alman turistlerin Antalya veya Bodrum’a geldiklerinde gözaltına alınacağına dair yapılan bir uyarı oldu. Bu da tabii tepkilere yol açtı.

Bu tür çıkışlar ne yazık ki Türkiye’nin dış ülkelerdeki imajını bozmakta, pratikte yarardan çok zarara sebep olmaktadır.

Bunun artık anlaşılması ve gerçekten AB ile bütünleşmek hedefine bağlı kalınıyorsa, bu tür üslup ve davranışlarda daha dikkatli olunması gerekiyor.

Alternatif ne?

Son zamanlarda yapılan çeşitli anketler, Türk halkının yarısından fazlasının halen AB üyeliğini arzu ettiğini gösteriyor. Ama aynı araştırmalar, çoğunluğun bunun gerçekleşebileceğine pek ihtimal vermediğini de ortaya koyuyor.

Ankara, AB üyesi olmak veya olmamak konusunda bir referandumdan zaman zaman söz etse de, müzakere sürecini canlı tutmaya kararlı görünüyor. Bunun kesilmesi halinde ise Türkiye’nin başka alternatiflere başvurabileceği söylenmektedir. Ama önemli olan, Avrupa vizyonunu, onunla siyasal, ekonomik ve kültürel bağları sürdürmektir. AB ile “ya hep, ya hiç” anlamındaki bir alternatif, akılcı ve yararlı bir seçenek değildir. Dolayısıyla, AB ile bağları bir şekilde koruyacak ve ondan uzaklaştırmayacak yedek planlar üzerinde de çalışılmalıdır.