Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçen perşembe günü Brüksel’de AB Konseyi Başkanı Donald Tusk ve komisyon Başkanı  J.C. Juncker ile yaptığı üçlü toplantının en olumlu yanı, Türkiye-AB müzakere sürecinin bir yol haritasına veta kvime bağlanması oldu.

Böylece son zamanlarda kesintiye uğrayan sürecin “yeniden canlandırılacağı”na dair yapılan açıklamanın lafta kalmayacağı ve bu yönde önümüzdeki 12 ay içinde somut adımların atılacağı mesajı veriliyor.

İlk adımlar 13 Haziran’da direktörler, temmuz ayında da bakanlar düzeyinde atılacak. Ekim veya kasım ayında da liderler toplanacak.

Bu arada gerek Türk, gerekse AB tarafında, gündemdeki çeşitli konular üzerinde gerekli çalışmalar yapılacak ve müzakerelere yeni bir ivme kazandırılacak.

Şimdiye kadar iki tarafın da bilinen pozisyonlarında ısrar etmeleri, süreci tıkamış ve ilişkileri dondurmuştu. Brüksel’de son alınan karar, tarafların bu pozisyonlarında değişiklik yapmak zorunluluğu duyduklarını gösteriyor.

Nitekim hazırlıklar bu yönde başlamak üzere...

Demokratik atılım

Cumhurbaşkanı Erdoğan önceki günkü bir konuşmasında “Demokraside ve ekonomide yeni atılımlara hazırlanıyoruz” demesi, iktidar partisinin ve hükümetin bu çabalarının yeni AB sürecine de katkısı olacağı umudunu veriyor.

Açıkçası, Türkiye’nin AB yol haritası çerçevesinde yapması gereken hazırlıkların büyük kısmı, demokrasi ile ilgili.

Türkiye’nin bundan sonraki müzakerelerde ifade özgürlüğünden insan haklarına, adaletten eşitliğe kadar demokratik kurallar ve uygulamalar alanında yeni bir pozisyon ve imajla masaya oturması bekleniyor. Aslında Türk yetkililerinin de her zaman belirttiği gibi, Türkiye’nin arzuladığı ve hedeflediği şey de bu yüksek standartlardır.

AB ile yeni süreç bunun hayata geçirilmesi için bir fırsat sayılmalıdır.

Güvenlik faktörü

Türkiye’nin son zamanlarda karşılaştığı terör, şiddet, darbe kalkışması gibi sorunlar güvenlik konusunu bir beka meselesi olarak ön plana çıkarmıştır. Bu, OHAL gibi olağanüstü bazı tedbirler almayı da zorunlu kılmıştır.

Ancak bazı kısıtlamalara rağmen, bu gibi şartlarda dahi temel hak ve özgürlüklerin korunabileceğine dair örnekler de vardır.

Cumhurbaşkanı’nın değindiği yeni demokratik atılımların bu standartlara erişmeyi hedeflediğine inanmak lazım.

Türkiye’nin yeni dönem için tasarladığı demokratik reformlar yolunda atacağı adımlar, kuşkusuz AB ile müzakerelerde Birlik’ten taleplerini ve beklentilerini elde etmek için kendisini daha avantajlı ve güçlü duruma getirecektir.