AB yolunda yürürken...

Yorum Bunun anlamı şudur: Kim ne derse desin, AB ile Türkiye arasında, "tam üyelik" yönündeki "katılım müzakereleri" devam ediyor.Gerçi gündeme getirilen iki başlık (biri "tüketimin ve sağlığın korunması", diğeri de "Trans-Avrupa ulaşım ve enerji ağları" ile ilgili) toplam 35 başlık arasında en az önemli olanlardır. Esas mühim 8 başlık Kıbrıs, 5 başlık da Fransa tarafından "bloke" edilmiş durumda...Ama buna rağmen, müzakerelerde bir kesinti yok. Bir ara kullanılan deyişiyle tren ilerliyor. Ama tabii çok yavaş... Bayram arifesinde AB'den iki olumlu gelişmenin haberi geldi: Biri Türkiye ile müzakere masasına iki yeni başlığın getirilmesi, diğeri de dönem başkanı olarak Portekiz'in müzakere süreci için daha önce Fransa'nın zirve bildirgesine girmesini önlediği "katılım" terimini resmi belgelerde kullanması ile ilgili. Türkiye bu durumu, görüşmelerin askıya alınması ve bağların koparılması seçeneğine tercih ediyor.Bunun iki nedeni var:1) Türkiye bir çağdaşlaşma projesi olan Avrupa vizyonunu kaybetmemeli. Müzakere süreci ne şekilde olursa olsun, Avrupa ile dirsek temasını sağlıyor, bu idealin canlı tutulmasına imkân veriyor...2) Türkiye, bu müzakere sürecine paralel olarak AB kriterleriyle uyum sağlayacak olan bir reform programını hayata geçirmek kararında. Bu reformların gerçekleşmesi, giderek Türkiye'nin AB nezdindeki pozisyonunu ve tam üyelik şanslarını güçlendirecek.Ankara stratejisini bu yönde sebatla yürütebilirse, bu "ince ve uzun yol"un sonunda -tam üyelik gerçekleşsin veya gerçekleşmesin- gene de kazançlı çıkacaktır.Bunda önemli olan, bu arada bir yol kazasının olmaması... Yol kazasına dikkat! Türkiye'nin Avrupalı dostlarını ikna etmeye çalışırken, öne sürdüğü argümanlardan biri de Doğu ile Batı arasında bir köprü işlevini görebileceğidir. Bu bağlamda, Başbakan Erdoğan başta olmak üzere, Türk yetkililer "medeniyetler arası yakınlaşma ve uzlaşma" alanında aktif rol oynama çabasındadır.Bu, Avrupa'da, böyle bir amaca değer veren çevrelerde, Türkiye'ye puan kazandırmaktadır.Ne var ki, son zamanlarda Türkiye'de Hıristiyan din adamlarına ve ibadet yerlerine karşı girişilen saldırılar bu havayı bozabilecek tepkilere yol açıyor. Nitekim, İzmir'deki son olay Hrant Dink cinayetiyle başlayan olumsuz tepkilere hız vermiş bulunuyor.Kuşkusuz bu saldırılar bireysel olaylardır ve Türkiye'ye mal edilmemesi gerekir. Ama ne yazık ki, Avrupa kamuoyuna yansıyan görüntü, Türkiye'yi töhmet altında tutmaktadır. Ciddi "Economist" dergisinde konuyla ilgili yazının başlığı ("Bugünkü Türkiye'de Hıristiyanlar Neden Tehdit Altında Hissediyorlar?") bunu açıkça gösteriyor. Yazıda bu tür saldırılarda "derin devlet"in rolünden söz ediliyor; ama sonuçta AKP iktidarının da kendisinden beklenenleri yerine getirmediği öne sürülüyor. Doğu-Batı köprüsü Türkiye'de son zamanlarda sıklaşan bu tür olaylara hükümetin ve ilgili kurumların ciddi olarak eğilmesi ve bunların tekrarını önleyecek tedbirleri alması gerekiyor.Tarih boyunca farklı dinlere ve kültürlere karşı örnek sayılan bir hoşgörü ve anlayışla yaklaşan Türkiye, milletçe bu konuda bir tavır ortaya koymalıdır. Bunda siyasetçilere olduğu kadar sivil toplum kuruluşlarına ve özellikle eğitimle meşgul olan çevrelere büyük görev düşüyor.Türkiye, dinler ve medeniyetler arasındaki yakınlaşma ve uzlaşma girişimlerine ve bu konuda Avrupa nezdindeki örnek pozisyonuna gölge düşürülmesine hiçbir şekilde müsaade etmemelidir... skohen@milliyet.com.tr Herkesin görevi