Avrupa’nın ince ayarı

TÜRKİYE son günlerde çeşitli Avrupa ülkeleri milletvekillerinin, AB’nin yasama organı olan Avrupa Parlamentosu’nun (AP) temsilcilerinin -ve ayrıca birçok Avrupalı gazetecinin- akınına uğradı.
Bu ani ilginin nedeni belli: Türkiye’deki parti kapatma davasının yarattığı siyasal çalkantıyı yerinde izlemek, burada çeşitli insanlarla konuşup durumu daha net olarak anlamak...
Gelen politikacıların bir kısmı, Türkiye’yi bilen, daha önce kendi ulusal meclislerinde veya Avrupa Parlamentosu’nda Türkiye’deki gelişmeler (veya Türkiye-AB ilişkileri) üzerindeki konuşmalarıyla etkili olan değişik parti mensupları...
Bu kişilerle yaptığımız sohbetlerin ışığında Türkiye’deki son siyasal gelişmelerin Avrupa perspektifinden nasıl göründüğünü (isimlerini vermeden) özetlemeye çalışalım.

İki faktör bir arada...
Türkiye’de Yargıtay Başsavcısı’nın AKP’nin kapatılması yönünde ilk girişimi açıklandığı zaman, AB merkezinden gelen ilk tepkiler yüzeysel ve tehditkâr nitelikteydi. Acele yapılan bu beyanlarda Anayasa Mahkemesi’nin AKP’yi kapatması halinde AB’nin Türkiye ile müzakere sürecini askıya alabileceği öne sürülüyordu. Bütün bu konuşmalarda demokrasi vurgusu yapılıyor, Avrupa normlarına göre yargı yolu ile parti kapatmanın mümkün olmadığı belirtiliyordu.
Türkiye’den gelen tepkilerin de etkisiyle AB, resmi tavrında bir “ince ayar” yapmak gereğini hissetti. Komisyon Başkanı Jose Manuel Barroso’nun bir AB heyetiyle Türkiye’ye yaptığı ziyaret sonucunda, daha dengeli bir AB pozisyonu ortaya çıktı.
Bu denge, demokrasinin yanına laiklik faktörünün de eklenmesiyle sağlandı. Nitekim Barroso ve diğer yetkililer, konuşmalarında Türkiye’nin laik sisteminin korunması gereğinden de söz ettiler.
Türkiye’ye gelen parlamenterlerin -ve de yazarların- şimdi bu görüşü benimsediklerini gözledik. Gerçi çoğu doğal olarak demokrasilerde şiddeti körüklemeyen veya desteklemeyen siyasi partilerin kapatılamayacağını vurguluyor ve AB yolundaki Türkiye’nin de bunu benimsemesini istiyor; ama bu arada modern Türkiye’nin laiklik yapısını korumasının da büyük önem taşıdığını belirtiyor.
Bir parlamenter Cezayir örneğini hatırlatarak oy çoğunluğu ile “teokratik bir rejimin” kurulmasının (hele Türkiye gibi bir ülke için) hiç arzu edilemeyeceğini belirtti.
Öyle anlaşılıyor ki, Avrupa’da şimdi Türkiye ile yakından ilgilenen çevrelerdeki eğilim, AB Komisyonu’nun yaptığı son “ince ayar” doğrultusunda...

Farklı dalga boyu
Ancak, konuşmalarımızdan edindiğimiz izlenim, Avrupalılar için demokrasi faktörünün laikliğin önünde yer aldığıdır. Bu düşünce tarzında, Avrupalıların laiklik kavramının Türkiye’dekinden farklı olmasının büyük payı var.
Türkiye’yi yakından izleyen Avrupalı aydınlar bile, bizdeki laiklik tartışmalarını anlamakta zorluk çekiyorlar. Bunun nedeni de kendi ülkelerinde böyle bir “sorun”un gündemde olmamasıdır. Dolayısıyla Türkiye’deki laiklik ile ilgili duyarlılık onlara yabancı geliyor.
Yani açıkçası bu konuda Avrupa ile Türkiye “aynı dalga boyu” üzerinde değil...
Bununla beraber Avrupalı dostlar, Türkiye’nin demokrasi ile laikliği birlikte sürdürmesi gerektiğini ve bunu onun, yapabilecek belki de tek Müslüman ülke olduğunu belirtiyorlar. Bunun için de, laik kesimin demokrasiye tam bağlılığını, muhafazakâr kesimin ise laik düzeni korumak kararlılığını göstermesi gerekiyor.