Bu yazıyı yazarken, aramızdaki büyük saat farkı nedeniyle Washington’daki Erdoğan-Trump buluşması henüz gerçekleşmediği için, görüşmelerin sonuçları üzerindeki yorumumuzu daha sonraya bırakıyoruz.

Bu arada Cumhurbaşkanı’nın mayıs ayı seyahat programının anlamı üzerinde durmakta yarar vardır. Erdoğan 3 günlük ziyarette bulunduğu Çin’den, Kuzey Kutbu üzerinde 14 saatlik uçuştan sonra Washington’a ulaştı. Bugün ABD’den Ankara’ya dönüşüyle hızlı bir “devriâlem”i tamamlamış olacak.

Cumhurbaşkanı daha önceki günlerde başka önemli dış ziyaretler yaptı: Çin’den önceki yolculuğu Hindistan’a idi. Daha önce Soçi’ye gidip Rus mevkidaşı Putin
ile görüştü. Bu arada önemli bir Körfez ülkesi olan Katar’a gitti...

Bitmedi, Cumhurbaşkanı ay sonunda Brüksel’e gidip hem NATO toplantısına katılacak, hem de AB yetkilileriyle görüşecek...

Bu seyahat tablosunda yer alan ülkeler, Türk dış politikasının Batısı ile Doğusu ile, Kuzeyi ile Güneyi ile, çeşitli yönlere açılımını sergiliyor...

Çok boyutlu

Gerçekten bu tablonun içinde, ABD ve NATO üyeleri dahil, Ankara’nın eski dost ve müttefiklerinin yanı sıra ilişkilerini geliştirmek istediği Rusya’nın, Çin’in ve de Hindistan’ın yer alması, anlamlı.

Bu Türk diplomasisinin bir süreden beri üzerinde çalıştığı “çok boyutlu ilişkiler” hedefi doğrultusunda atılan adımları gösteriyor.

Aslında 1990’lardan itibaren kalkışa geçen bu politika, 2010’lara kadar gerçekleşen çeşitli açılımlarla, önemli başarılar elde etti. Türkiye giderek bölgesel, hatta küresel roller üstlendi, birçok uluslararası sorunlarda arabuluculuk yaptı, içte ekonomide ve demokraside kaydettiği gelişmeyle birçok ülkeye “model” olarak gösterildi...

Yeni sıkıntılar

Ne yazık ki son birkaç yılda Türk dış politikası sıkıntılı bir döneme girdi; iç ve dış tehditlerin de etkisiyle
yeni sorunlarla ve uyuşmazlıklarla
karşı karşıya kaldı.

Bu sorunlar daha çok ilişkilerin sıkı olduğu Batılı ülkelerle ortaya çıktı ve zaman zaman krizler, gerginlikler yarattı. Son dönemde Irak ve Suriye ile ilgili uyuşmazlıklar, PKK’ya, PYD/YPG’ye, FETÖ’ye destek gibi meselelerde Türkiye’nin ABD, AB ve Avrupa ülkeleriyle ilişkilerini direkt etkileyen “belirleyici faktörleri” haline geldi.

Bu durum Ankara’nın değişen küresel güç dengelerinde önemli bir yer alan ülkelere yönelmeye, dış ilişkilerini Batısı ile Doğusu ile, Kuzeyi ile Güneyi ile geliştirme çabasını hızlandırmaya itiyor.

Ancak Ankara her şeye rağmen Batı ile bağlarının “anlam ve önemini” ön planda tutmak zorunluluğunu da duyuyor. Dolayısıyla Türkiye bir yandan yeni dostluklar kurmaya çalışırken, yıllardan beri içinde yer aldığı Batı dünyasıyla da bağlarını sürdürmeye, bunun için de uyuşmazlıklarını çözmeye uğraşıyor.

Cumhurbaşkanı’nın “devriâlem”inin çeşitli istikametleri bunu gözlerin önüne seriyor.

Etiketler