Bu savaş büyür mü?

Güney Osetya’da, tek yanlı bağımsızlığını ilan ettiği 1990’lardan bu yana, çok çatışma oldu; ama bu kez farklı: Şimdiki ciddi bir savaş ve bu savaşta Gürcistan, Rusya ile karşı karşıya geliyor.
Bu savaşın tehlikeli yanı, bir an önce kalıcı bir ateşkes sağlanamaz ve gerilim yatışmazsa, Rusya’nın buna giderek daha çok bulaşması, bunun da sonuçta ABD ve Batı’yı işin içine çekmesi olasılığıdır.
Gerçekten şimdiki kriz uluslararası bir uyuşmazlığa dönüşürse, Gürcistan-Güney Osetya çatışması, çok daha büyük bölgesel -ve hatta küresel- boyutlar alacaktır.
Bu durumda savaş büyür mü? Böyle bir tehlike potansiyeli bulunmakla beraber, o noktaya gelineceğini sanmıyoruz. Ancak, tekrar edelim, eğer en kısa zamanda ateş kesilmez ve her türlü silahlı çatışma durdurulmazsa, bölgede çok kan akabilir ve Kafkaslar bir ateş çemberinin içine girebilir.

Tiflis’in amacı
Bu kritik noktaya nasıl ve neden gelindi?
Bunun sorumluluğunu Gürcistan ile Güney Osetya birbirine atıyor. Osetyalı ayrılıkçıların provokasyonları olsa da, bu kez Gürcistan’ın bu bölgeyi tekrar kontrolü altına almak için geniş çaplı bir harekâta geçtiği belli. Şaakaşvili yönetimi bu stratejisini kurarken, Batı’nın desteğine güvenmiş olsa gerek.
Tiflis, öteden beri, kendi yönetiminden fiilen kopan Güney Osetya’yı (Abhazya bölgesi gibi) tekrar otoritesi altına almak çabasındadır. Güney Osetya’daki ayrılıkçı yönetime, geniş bir özerklik temelinde çözüm için müzakereler önermiş, ancak buna olumlu yanıt alamamıştır. Anlaşılan, Gürcistan lideri, bunu güç kullanarak sağlamaya karar vermiş ve harekete geçmiştir.
Şaakaşvili’nin bu planını uygulamaya koyarken, Rusya’nın buna seyirci kalmayacağını düşünememiş ise vahim bir hesap hatası yapmıştır. Çünkü Rusya’nın Güney Osetya’ya her alanda aktif destek sağladığı, “Barış Gücü” adı altında bölgede askeri bir varlığa da sahip olduğu malum. Zaten Rusya’nın bu desteği olmasaydı, bu 70 bin nüfuslu küçük ve fakir bölge, bağımsızlığını ilan edip Tiflis’e meydan okumaya cesaret edemezdi...
Bu olayda Gürcistan’ın savunduğu  “toprak bütünlüğü” ilkesiyle, Güney Osetya’daki ayrılıkçıların, -Rusya Federasyonu içindeki- Kuzey Osetya’daki ırkdaşlarıyla birleşmek için öne sürdükleri “self-determinasyon” prensibi çatışıyor. Ama dünyanın çeşitli yerlerindeki birçok olayda görüldüğü gibi, genelde güce dayanan ilke galip geliyor.
Bu olayda, Gürcistan’ın gücü, (nazari olarak Güney Osetya’daki bir avuç ayrılıkçıyı dize getirmeye yeter görünmekle beraber) daha üstün bir güçle -yani Rusya ile- karşı karşıya geldiği için amacına ulaşamıyor.

Moskova’nın tavrı
Rusya kendi arka bahçesi saydığı Kafkaslar’da Şaakaşvili yönetiminde Batı yanlısı -ve NATO’ya girmeye aday- bir ülke görmekten açıkça rahatsız.
Moskova’nın Tiflis’i “yola getirmek” için kullandığı kartlardan biri, Gürcistan’daki ayrılıkçıları (Güney Osetya’da ve Abhazya’da) desteklemektir. Ruslar bu oyunu ustaca oynuyorlar.
Gerçi bunda bir paradoks da görülebilir. Moskova, Rusya Federasyonu içindeki -Çeçenistan gibi- bölgelerde ayrılıkçı hareketlerle karşı karşıya. Onlara karşı toprak bütünlüğü prensibini büyük kararlılıkla -ve hatta savaşarak- savunuyor... Ancak Güristan’a gelince, kendi çıkarları nedeniyle, oradaki ayrılıkçılardan yana tavır alıyor. (Kosova olayında ise bunun aksini yaptı)...
Prensipler bir yana, Kafkaslar’da halen herkes kendi çıkarına göre oyununu oynuyor. Maalesef savaş da bu büyük oyunun bir parçası...