İsrail Sanayi Ticaret ve Çalışma Bakanı Binyamin Ben Eliezer’in dün başlayan Ankara ziyareti, Türk-İsrail ilişkilerinin durumunu gündeme getirmiş bulunuyor.
Bu İsrailli bir bakanın Davos krizinden bu yana Türkiye’ye gerçekleştirdiği ilk gezi olması bakımından, önemsenen bir gelişme. Ancak ziyaretin, ilişkilerin oldukça soğuk ve durgun olduğu bir zamana rastladığı da açık.
Gazze olaylarından sonra Türkiye’nin İsrail’e karşı sert bir tavır alması, Başbakan Erdoğan’ın çeşitli vesilelerle konuşmalarında ağır ifadeler kullanması, daha önce tasarlanan bazı üst düzey ziyaretlerden vazgeçilmesi, İsrail’in “Anadolu Kartalı“ tatbikatından dışlanması gibi olaylar iki ülke arasında soğuktan da öte, zaman zaman gergin bir hava yaratmıştır. Bu arada İsrail Başbakanı Netanyahu ile Dışişleri Bakanı Lieberman’ın Türkiye karşıtı demeçleri bu gerginliği daha da artırmıştır.
Ben Eliezer’in ortak bir ekonomik toplantı vesilesiyle yaptığı şimdiki ziyareti iki ülke arasındaki buzları eritmek için bir fırsat olarak değerlendirmek istediği anlaşılıyor.
Mevcut şartlar içinde bu ne kadar mümkün?

Artık “stratejik” değil

Son yıllarda askeri işbirliğinden ekonomiye ve turizme kadar çeşitli alanlarda gelişen Türk-İsrail ilişkilerine şimdi yaşanan sıkıntı, ilk bakışta Gazze olaylarının ve Davos krizinin bir sonucu olarak görünüyor. Ancak ilişkilerin “iniş”e geçmesinde İsrail’in Lübnan operasyonundan AKP iktidarının Arap ve İslam dünyasına açılımlarına kadar çeşitli olayların etkisi olmuştur. Gazze saldırısından sonra ise hükümet İsrail’e karşı tutumunu daha belirgin hale getirmiş, bu uğurda İsrail ile ilişkilerin bozulmasını dahi göze almıştır.
Gerçi Ankara bu tavrını ortaya koyarken, İsrail ile ilişkileri büsbütün koparmamaya özen göstermiştir. Ancak Türk-İsrail ilişkileri bir zamanlar nitelendirdiği gibi artık “stratejik” bir düzeyde olmaktan uzaktır.
Bunun önemli bir nedeni, Türkiye’nin Ortadoğu stratejindeki değişikliktir. Ankara sadece Suriye gibi Arap komşularıyla değil, İsrail’in baş düşmanı saydığı İran ile de ilişkilerine öncelik ve büyük önem veriyor.
Diğer bir neden de, Netanyahu yönetiminin Gazze’nin tecridi ve Batı Şeria’da yerleşim birimleriyle ilgili politikalarının Türkiye’de yarattığı rahatsızlıktır. Erdoğan Hükümeti, bu konuyu giderek Türk-İsrail ilişkileri çerçevesi içine sokmak eğiliminde...

İkili sorun yok, ama...
Aslında Türkiye’nin İsrail ile -örneğin, halen iyi veya normal ilişkilerin kurulmasına çalışılan Yunanistan veya Ermenistan gibi komşu ülkelerle olduğu gibi- direkt ikili sorunları yoktur. Ancak Filistin meselesi ve özellikle Gazze’deki durum, bu ilişkilerde belirleyici bir etken haline gelmektedir. Görünüşe göre Ankara şimdi İsrail ile ilişkilerinde böyle bir ilinti kurmaktadır.
Böyle bir politikanın Netanyahu hükümetinin Gazze ve genelde Filistin meselesindeki katı tutumunu ne kadar değiştirebileceği sorulabilir. “Bibi”nin (Obama’nın baskılarına rağmen bile) böyle bir niyeti olmadığı görülüyor.
Eğer Türk-İsrail ilişkilerinin tekrar hareketlenmesi, fiilen Filistin sorunundaki gelişmelere bağlı tutulacaksa, bunun ne bu ilişkilere ne de Arap-İsrail anlaşmazlıklarının çözümüne yararı olur.

EtiketlerBatı Şeria