Daha başlamadan...

Geçen salı günü, ABD’nin aracılığıyla İsrail ile Filistin yönetimi arasında “dolaylı” biçimde de olsa, görüşmelerin yeniden başlayacağı ilan edildiğinde Arap Birliği’nden Avrupa Birliği’ne kadar, herkes sevinmişti.
Türk Dışişleri Bakanlığı da yayımladığı açıklamada bu kararı “ileri bir adım” olarak nitelendirmiş, Ankara’nın bölgedeki barış çabalarına aktif katkıda bulunmaya devam edeceğini belirtmişti.
Dün gelen haberler, bu görüşmelerin yapılamayacağını, uzlaşma umutlarının dağıldığını ortaya koyuyor.
Bu her şeyden önce son haftalarda yoğun çaba harcayan ABD diplomasisi için bir fiyaskodur. Obama yönetimi, deneyimli diplomat George Mitchell’in sayısız Ortadoğu turlarından ve hele Başkan Yardımcısı Joe Biden’in bölgeyi ziyaretinden sonra, yeni bir müzakere sürecinin başlatabileceğini umuyordu. Bu başta “dolaylı” bir şekilde yürütülecek, daha ileri aşamalarda iki taraf “doğrudan” müzakerelere oturacaklardı.
Aslında İsrail ile Filistin yönetimi arasında denenmemiş görüşme yöntemi kalmadı. 1993’ten itibaren çeşitli isimler altında yüzlerce toplantı yapıldı. Bu süreç, Gazze’deki olaylardan sonra tamamen kesildi. Bu kez ABD “dolaylı” görüşme metoduyla süreci canlandırmaya çalıştı. Hafta başında bu noktaya tam gelinmişken, bu yeni süreç de, daha başlamadan, kazaya uğradı.

Kötü sürpriz
Şimdi süreci tekrar başlatmak mümkün olacak mı? Belli değil.
Filistin lideri Mahmud Abbas’ı görüşmelere katılmama kararını almaya ve Arap Birliği’ni de yeni sürece desteğini geri çekmeye sevk eden neden, İsrail’in son dakikada -hem de Joe Biden’in ziyareti sırasında- Doğu Kudüs’te 1600 konut inşasına başlayacağını açıklamasıdır. Bu, Biden başta olmak üzere herkes için kötü bir sürpriz oldu. O kadar ki ABD Başkan Yardımcısı, kızgınlığını açıkça ifade etmek ve İsrail’i kınamak durumunda kaldı.
Dolaylı müzakereler için mutabakat aranırken, İsrail’in Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki yerleşim birimleri kurma faaliyetini durdurması şartı da tartışılmıştı. İsrail Başbakanı “Bibi” Netanyahu bu faaliyete 10 ay “ara” vermeye razı olmuştu. Ne var ki, Biden tam dolaylı müzakereler mutabakatını ilan ederken, İsrail İçişleri Bakanı Doğu Kudüs’teki 1600 yeni konut inşası kararını duyurdu.
Bu Bakan, Netanyahu’nun koalisyon hükümetinde yer alan dinci Şas partisinin başındadır. Dinciler Doğu Kudüs’te yeni inşaatlarla kontrolü ele geçirmek çabasındalar. Yani meselenin bir iç politika boyutu da var.

Derin uçurum
İçişleri Bakanı’nın açıklaması, Netanyahu’yu kötü bir zamanda yakaladı, zor duruma düşürdü. Ama açıkçası “Bibi” de bu karara karşı çıkmadı. Başbakanlık sözcüsü, Kudüs’ün tümüyle “İsrail egemenliği altında” bulunduğunu ve dolayısıyla Batı Şeria’daki durumdan farklı sayıldığını öne sürdü.
Aslında görüşmelerin başlaması şansını yok eden bu kötü sürprizin temelinde Netanyahu hükümetinin “yerleşim birimleri politikası”ndaki ısrarı geliyor. Oysa bu sorun, kapsamlı müzakerelerde ele alınması gereken konular arasındadır.
Prensip olarak “iki devlet” esasına dayalı çözüm üzerinde bir mutabakat sağlanmış da olsa, sınır, toprak, mülteciler, güvenlik ve Kudüs’ün statüsü gibi konularda iki tarafın pozisyonları arasında çok derin bir uçurum var. O kadar derin ki, dolaylı görüşmelerin başlamasını dahi engelliyor...