“Daha çok dost, daha az düşman” nasıl olacak?

Başbakan Binali Yıldırım’ın göreve başladıktan sonra grup toplantısındaki ilk konuşmasında dış politika bağlamında bir slogan olarak kullandığı “Daha çok dost, daha az düşman” ifadesi, izlemeyi planladığı yol hakkında bir işaret veriyor.
Başbakan’ın aynı konuşmasında Türkiye’nin halen pek çok sorunla karşılaştığının farkında olduğunu söylemesi bir bakıma yeni hükümetin devraldığı meseleler karşısında yeni bir yaklaşıma ihtiyaç duyduğunu ortaya koyuyor.
Dış politikada bu yönde yapılması istenen “yeni ayar” hangi konularda nasıl olacak?
Bu alandaki önceliklerden biri herhalde bir süredir bazı ülkelerle bozuk olan ilişkileri normalleştirmesi olacak. Bunların başında İsrail geliyor. Bu önceliğin nedeni de İsrail ile zaten aylardan beri yapılan müzakerelerin mutabakat aşamasına girmiş olmasıdır. Dolayısıyla, iki ülke arasında normal diplomatik ilişkilerin tekrar kurulması artık “gün meselesi” sayılıyor.
İlişkilerin kesik olduğu diğer ülkelerle normalleşme sürecine girilmesi zaman alacak. Örneğin Mısır ile her ne kadar son zamanlarda bazı dirsek temasları olmuşsa da gerçek normalleşme için -Suudi Arabistan’ın da katkısıyla- daha güçlü bir iradeye ve çabaya ihtiyaç var.
Son “düşman”
Esas ilişkilerin düzelmesi gereken ülke Rusya’dır. Ancak mevcut şartlarda Rusya’yı “düşman”dan “dost”a çevirmek oldukça zor bir iş. Ankara bunun “zaruri” olduğuna inanıyor. Moskova’yı da aynı çizgiye getirmek için yoğun diplomasiye ve zaman ihtiyaç var. Belki de normalleşme yoluna, ufak adımlar (örneğin ekonomik alanda) atılabilecek.
Türkiye’nin karşılaştığı sorunlardan biri de, “dostları” ile sürtüşmeleridir. Yeni dönemde hükümetin bu uyuşmazlıklarda nasıl bir tavır alacağı çok önemli.
ABD ile başlıca uyuşmazlık, Suriye ile bağlantılı olarak PYD’ye verilen destekle ilgili. Bu, iki ülke arasında ciddi bir güven sorunu yaratıyor.
Eski “dostlar”
Diğer önemli sorun, AB ile yaşanmakta olan anlaşmazlıktır. Halen bunun merkezinde “mülteciler anlaşması” yer alıyor. Terör konusunu da kapsayan bu meselenin diplomasiyle halledilmesi mümkün olabilir. Ne var ki yeni AB Bakanı Ömer Çelik’in işe başlarken Türkiye’nin AB’den başka seçeneklerinin olduğuna dair sözleri yeni iktidarın niyetleri ve davranış tarzı hakkında kuşkular yaratmıştır...
Kısacası, “daha çok dost, daha az düşman” amacına yönelik politikanın uygulanmasında yeni bir yaklaşıma ve üsluba ihtiyaç vardır.
Sert ve agresif söylemlerden kaçınılmalıdır.
“Proaktif dış politika” diye başkalarının iç işlerine müdahale olarak görünen hareketlere başvurulmamalı.
“İlkesel duruş”un yanı sıra, çıkarların gerektirdiği pragmatizmi göstermeli.
Ve nihayet, eski dostlukları korurken, yeni dostluklar kazanmayı “değerli yalnızlığa” tercih etmeli...