Demiri gene kızıştırmadan...

31 Mart seçimlerinden sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan yaptığı bir konuşmada, kampanya sırasındaki gerginliğin sona ereceğini belirterek, “Dönem artık kızgın demiri soğutma, kucaklaşma dönemidir” demişti. Böylece Türkiye seçimsiz 4,5 yıl içinde ekonomik ve güvenlik konularına odaklanabilecekti.

Ne yazık ki bu umut fazla sürmedi. İstanbul’daki belediye başkanlığı seçimlerinin sonucuna ilişkin tartışmalar ve Yüksek Seçim Kurulu’nun bu seçimlerin yenilenmesine ilişkin kararı, sözü edilen yeni döneme girilemediğini gösterdi. Öyle gözüküyor ki 31 Mart’tan sonra başlayan tartışmalar ve gerginlik 23 Haziran’a ve belki de ötesine sarkacak.

Gerçekte kampanya boyunca “demiri kızıştıran” konuşmalar yapıldı. Şimdi gelinen noktada, YSK’nın aldığı karardan sonraki uyuşmazlıklar arzu edilmeyen sonuçlara yol açıyor.

İşin hukuki yönü bir tarafa, bu kararın sonuçlarının Türk ekonomisinde ve dış politikasında da yansımaları olacağı görülüyor. Ekonomideki dalgalanmanın yanı sıra, yabancı yatırımcıların Türkiye’ye güveni konusunda soru işaretleri oluşuyor.

Dış ülkelerde, özellikle Avrupa’da Türk siyasetindeki bu gelişme eleştiriliyor, ülkenin imajı bozuluyor.

Bütün bu tepkileri dış odakların Türkiye’yi zayıflatma niyetine ve provokasyonlarına atfetmek, işin kolayına kaçmaktır. Bu sıkıntıları önlemenin yolu, bunun sebeplerinin daha sakin ve rasyonel bir şekilde değerlendirilmesidir.

YSK kararıyla olan oldu, şimdi yeniden bir seçim “sathı maili”ne giriliyor. Halkın beklentisi bari bu seçim kampanyasında demirin kızıştırılmamasıdır.

İran’la restleşme ve sertleşme

Geçen yıl ABD tek taraflı bir kararla İran’la nükleer anlaşmadan çekildiği zaman, Tahran’ın da artık bu anlaşmayı geçersiz sayıp nükleer faaliyetine döneceği sanılmıştı. Oysa Ruhani yönetimi sakin diplomasiyle anlaşmanın diğer imza sahibi ülkelerini kendi safına çekmeye çalıştı.

Ama Ruhani’nin deyişiyle İran’ın sabrı taştı. Diğer imzacılardan İngiltere, Fransa, Almanya ABD’nin dümen suyundan gittiler. Rusya ve Çin ise sırf Tahran’a destek sözü vermekle yetindiler.

Tahran nihayet yeni bir hamleyle, anlaşmanın tam uygulanmaması halinde, 2 ay sonra nükleer faaliyetine kısmen yeniden başlayacağını bildirdi. İran diplomasisi bu arada Batılıları ikna etmeye çalışacak. Olmazsa, anlaşmayı iptal etmeyecek, ama nükleer alanda bildiğini okuyacak.

Bu, İngiltere, Fransa ve Almanya başta olmak üzere Avrupa’yı zor bir tercihle karşı karşıya getiriyor:

Avrupa şimdi bu konuda alacağı kararı tartışıyor. ABD ise İran’a karşı tutumunu giderek sertleştiriyor: Son kararı, yaptırımları daha da ağırlaştırmak. Son çıkışı da bölgeye bir uçak gemisi göndermek ve İran’ı askeri alanda daha da sıkıştırmak.

ABD’nin anlaşmadan çekildiği günden beri amacı, Tahran’daki rejimi sarsmak, hatta devirmek olmuştur. Ambargo da bu amaçla, silah gibi kullanılmıştır.

Kuşkusuz bu uygulamalar İran’ı ve özellikle halkı sıkıntıya sokuyor. Ama rejimin elinde de güçlü kartlar var. Eğer karşılıklı restleşme ve sertleşme böyle devam ederse, İran krizi önümüzdeki günlerde ve haftalarda daha çok kızışacaktır.