Sami Kohen

Sami Kohen

skohen@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson ile Ankara’da yapılan müzakerelerin sonucu hakkında, biri iyimser, diğeri kötümser iki görüş var.

İyimser görüşe göre, bu görüşmeler sayesinde Türk-Amerikan ilişkilerindeki kriz atlatıldı veya en azından donduruldu. İki taraf da stratejik ortaklık diye nitelendirdikleri bu ilişkileri zedeleyen sorunların çözümünü diyalogla sağlamak kararında. Bu amaçla bu uyuşmazlıkları ele alacak olan komiteler, yani ortak bir mekanizma kurulacak. Acil ve kritik meselelerin başındaki YPG’nin Menbiç’ten çıkarılması konusu mart ayında gündeme getirilerek bir sonuca ulaşmaya çalışılacak.

Haberin Devamı

Karamsar görüşe göre ise, Ankara’daki görüşmeler mevcut sorunları halletmediği gibi, ilişkilerin düzeleceği umudunu da vermedi. Burada birtakım sözler verilmiş de olsa, geçmişteki tecrübeler ABD’nin verdiği sözleri tutmadığını gösteriyor. Şimdi de ABD’nin örneğin YPG konusunda Türkiye’yi oyalamak istediği kanısı yaygın. Aradaki güvensizliği giderecek herhangi somut bir sonuç alınmadı. Ortak mekanizma konusuna gelince, bu da amiyane deyimiyle işi komisyona havale etmekten başka bir şey değil...

Olumlu, olumsuz

Aslında iki görüşün de doğru veya haklı tarafları var.

Ankara’daki görüşmelerden sonra yapılan resmi açıklamaların önemi ve yararı inkâr edilemez. Bu müzakerelerde varılan prensip mutabakatı, ilişkilerin büsbütün kopması ve Menbiç’te Türk ve Amerikan askerlerinin çatışması riskini uzaklaştırmıştır.

Ankara’daki görüşmelerden Menbiç ve diğer meselelerde olumlu, somut bir sonuç çıkmamasına şaşmamak gerek. Bu karmaşık meselelerin daha ilk buluşmada, bir çırpıda çözümlenmesini beklemek hayalcilik olur. Bu sorunların ele alınmasının en pratik yolu ise ortak bir mekanizmanın kurulmasıdır.

Kuşkusuz bunda ikinci görüşün karamsarlığı da tamamen yersiz değil. Bu mekanizma “Komisyona havale” gibi bir oyalamaya alet olmamalı. Geçmiş tecrübelerin yarattığı kuşku ve güvensizlik, Türk tarafını çok ihtiyatlı ve hatta şüpheci davranmaya itmektedir.

Dolayısıyla, Ankara’daki görüşmelerden sonra Türk-Amerikan ilişkilerinde başlayan süreç, bir “deneme dönemi” olacaktır. Açıkçası Ankara, bir yandan “kriz yönetimi”ni diplomasi yoluyla yürütürken, diğer yandan da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın belirttiği gibi “sahada” olup bitenleri dikkatle gözleyerek, verilen sözlerin yerine getirilip getirilmeyeceğine bakacaktır.

Haberin Devamı

Son bir şans

Mevcut kuşkulara rağmen, bu yeni sürece bir şans tanımakta yarar vardır.

Unutmamalı ki askeri operasyonların sonuç noktası müzakere masasına, yani diplomasiye uzanır.

Diplomaside çare tükenmez. Bunun başarısı için ortak bir irade, uzlaşıcı bir tavır ve sebat gerekir.

Bu hassas süreçte dikkat edilmesi gereken bir husus da, güvensizliği ve karşıtlığı körükleyen, popülist söylem ve davranışlardan çekinmektir.

Kısacası, önümüzdeki günler ve haftalar, karşılıklı pozisyonların test edileceği ve niyetlerin de daha net anlaşılacağı bir dönem olacaktır.