Dış politikada 3. dünya eğilimi

Resmi beyanlara göre, Türk dış politikasının temel ilkelerinde ve stratejik hedeflerinde bir değişiklik yok. Zaman zaman iddia edildiği gibi dış ilişkilerde bir “eksen kayması” da söz konusu değil...

Seçimler münasebetiyle iktidar partisinin ve diğer ana akım partilerin yayınladıkları beyannamelerin dış politika bölümünde bu temel pozisyonun korunduğu, örneğin ABD ile müttefiklik ilişkilerinin ve AB ile üyelik müzakerelerinin devamının stratejik öncelikler arasında sayıldığı görülüyor.

Gene resmi beyanlara göre, siyasi partiler “çok boyutlu” dış politika konseptini de benimsiyorlar; yani yakın veya uzak diğer ülkelerle de sıkı ilişkiler kurmayı amaçlıyorlar.

Aslında bu Türk dış politikasında yeni bir konsept değil. Ankara daha Soğuk Savaş’ın son yıllarında böyle “blok dışı” çok yanlı bir dış politika izlemeye başlamıştı. Soğuk Savaş’tan sonra bu politika daha da belirgin hale geldi.

Şartlar değişince...

Ancak son zamanlarda dış politikada “yeni boyutlar” ağırlık kazanırken, Batı ile ilişkilerin artık eskisi gibi devam etmediği ve dolayısıyla temelde olmasa da pratikte bazı önemli değişikliklerin yer almaya başladığı ortaya çıktı.

Bunun nedenlerini anlamak zor değil. Başlıca neden, Soğuk Savaş dengelerinin değişmiş olması, dünyada yeni konjonktürün oluşmasıdır.

Diğer önemli neden, Türkiye’nin gelişmesi ve daha bağımsız hareket edebilmesidir. Buna hemen üçüncü bir nedeni de eklemek lazım: Türkiye’nin Batılı müttefikleriyle ilişkileri, çıkar ve görüş farklılıklarından dolayı bozulmaya yüz tutmuştur. Bu yüzden de Türkiye ile Batılı müttefikleri zaman zaman karşı karşıya gelmiştir.

Bu, pratikte açıkça ortaya çıkan değişikliğin bir yüzü. Diğer yüzü ise Türkiye’nin artık daha bağımsız ve “milli” bir politikaya doğru yönelmesidir. Türk diplomasisi bunu yaparken, Batı’dan (NATO’dan, AB’den) kopmamaya özen gösteriyor, ama örneğin Batı ile arasının daha da açılması pahasına Rusya ile sadece ekonomik değil, stratejik, askeri ve siyasi iş birliğine de girişiyor.

Yeni dostlar

Son zamanlarda Ankara’nın küresel bir rol çerçevesinde kendi eksenini kurmak için aktif bir dış politikaya yöneldiği görülüyor. Açıkçası, AK Parti liderliği böyle bir misyon üstlenmek istediğinin işaretlerini veriyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Dünya beşten büyük” sloganı bu yönelişin bir göstergesi. Ankara bunu özellikle “üçüncü dünya” diye de bilinen Afrika, Asya, Latin Amerika ülkeleriyle gerçekleştirmeye çalışıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Afrika’ya yaptığı gezilerde “Batılı emperyalistler”e karşı kullandığı ifadeler ve bu ülkelere yapmayı taahhüt ettiği yardımlar, Ankara’nın yeni oynamak istediği rolü gözlerin önüne seriyor.

Türkiye’nin durup dururken Venezuela’ya gösterdiği özel ilgi de bunun diğer bir işareti. Cumhurbaşkanı’nın Venezuela lideri Maduro ile yakın bir ilişki kurması, hatta onu İstanbul’daki İslam İşbirliği Örgütü Zirvesi’ne de davet etmiş olması, Ankara’da “3. Dünya” liderliğine soyunma eğiliminin göstergelerinden biri daha sayılabilir.

DİĞER YENİ YAZILAR