Dış politikada değişen ne?

Türk dış politikasında son zamanlarda bazı önemli değişikliklerin yer aldığı bir gerçek.
Bu değişiklileri Batıda kaygı ile izleyenler, Türkiye’nin giderek Batı’dan uzaklaştığını ve Doğu’ya (özellikle Ortadoğu’ya) kaydığını öne sürüyorlar. Hatta Ankara’nın bu gidişle, Batı’dan kopabileceğini düşünenler de var.
Bu, bazı Batılıların Türkiye’ye, kendi eski kıstaslarına göre bakmalarının bir sonucudur. Oysa Türkiye değişmiştir. Dünya konjonktürü değiştiği gibi...
Soğuk Savaş döneminde Türkiye’nin dış politikası Batıya endeksliydi. Ankara karşılaştığı dış (ve iç) tehditler karşısında, doğal olarak hep Batılı müttefikleriyle birlikte hareket ediyordu. O yıllarda Türkiye’nin daha bağımsız bir politika izleme lüksü yoktu.
Soğuk Savaş’tan sonra dünyadaki şartlar, dengeler değişti. Türkiye bazı konularda kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmeye başladı. Ancak Özal, Ecevit ve Demirel dönemlerinde atılan bazı adımlar, bugünkü değişikliklerle kıyaslanmaz tabii. O zamanki açılımlar çok daha mütevazı olduğu gibi, Türkiye yine de kendisini Batı camiasının bir mensubu sayıyor ve önemli meselelerde yine hep Batılı müttefikleriyle birlikte hareket ediyordu.
Şimdi durum farklı. Çünkü dünya farklı, Türkiye farklı...

Yeni ilişkiler
Bir kere dünya Soğuk Savaş dönemindeki gibi iki bloka ayrılmış durumda değil. Batı dünyası, NATO, AB gibi kurumlarıyla ve özellikle siyasal ve kültürel değerleriyle hâlâ önemli bir güç. Ama Batı dünyası içindeki ülkeler, ortaklık bağlarına rağmen, zaman zaman kendi çıkar ve görüşlerine göre hareket edebiliyorlar.
Bu arada Türkiye de değişti. Siyasi yapısı, ekonomisi gelişti, dinamikleşti. Bulunduğu coğrafya (Ortadoğu-Kafkasya-Balkanlar) dünyanın en nevraljik bölgesi oldu. Bu Ankara’ya giderek bölgesel bir aktör olmak ve kendi inisiyatifini kullanmak olanağını verdi.
Türkiye’nin son zamanlarda komşu ülkeleriyle daha sıkı ilişkiler kurma çabalarının arka planında işte bütün bu faktörler yatıyor.
Gerçekten Türkiye, Batı’dan bağımsız olarak özellikle bölge ülkeleriyle yeni, sıkı ilişkiler kurmaya başladı. Rusya, Suriye, Irak ve İran bu ülkelerin başında geliyor.
Açıkçası şu anda Batılıları kaygılandıran, Türkiye’nin Rusya ile yakın işbirliği içine girmesi değil... (Birçok Batılı ülke zaten anı şeyi yapıyor.) Irak ve hatta Suriye ile kurulan yakınlık ta Batı’yı rahatsız etmiyor. Ama buna karşılık İran ile yakınlaşma kaygılandırıyor. Bu da Ankara’nın Tahran ile işbirliği kurmasından çok, nükleer kriz bağlamında, İran’ın savunuculuğunu üstlenerek bir nevi taraf tutmasından -dolayısıyla Batı’nın pozisyonundan uzaklaşmasından- kaynaklanıyor.

Çok yönlülük
Batı’daki kaygının bir diğer nedeni de, Türk hükümetinin bir yandan Arap ve İslam ülkeleriyle yakınlaşırken, diğer yandan İsrail’e karşı sert bir tavır sergilemesidir. Bu da, Ankara’nın eski dengeli politika çizgisinden ayrıldığı şeklinde yorumlanıyor.
Ne var ki, bunlar, Türkiye’nin Batı’dan kopmakta ve yön değiştirmekte olduğu anlamına gelmez. Türkiye’nin Batı’nın kurumlarından ve değerlerinden uzaklaşmak niyeti olmadığı açık. Türk dış politikasında ABD’nin, NATO’nun, AB’nin taşıdığı öncelik değişmiyor. Değişen şey, yeni bağların kurulması, böylece “çok yönlü” bir stratejinin izlenmesidir. “Çok yönlülük” de, “esas yönü değiştirmeyi” gerektirmez...