Gerçek ortaya çıksın...

Yorum Ludwigshafen olayı: Dehşet verici olaydan 5 gün sonra, bu sorunun kesin yanıtı henüz belli değil. Türkiye'den giden dört uzmanın da katılımıyla, geniş kapsamlı soruşturma devam ediyor.Umarız bu çalışmalar hızla sonuçlanır ve gerçek ortaya çıkar.Ama açıkçası, Almanya'daki Türk toplumu bu trajik olayın Türk düşmanı eylemcilerin işi olduğu kanısını taşıyor.Bu şüphelerin ciddi nedenleri var. Bir kere, 1990'lardaki Solingen ve Möln'deki kundaklama olaylarının acı hatırası belleklerde canlı duruyor. Ayrıca son zamanlarda Almanya'da artan yabancı düşmanlığının ve "İslamofobi"nin önemli bir hedefi de Türkler...Nitekim Türk karşıtı kampanyalar, fiziki saldırılara ve kundaklamalara kadar gidiyor. Bu arada bazı politikacılar da, söylem ve davranışlarıyla bu nefret dalgasını körüklüyorlar...İşte böyle bir ortamda, Türklerin Ludwigshafen'deki o korkunç olayı, -planlı bir hareket olmasa da, birkaç "serseri"nin işi de olsa- "Turkofobi" olgusuyla irtibatlandırması, doğal. ALMANYA'nın Ludwigshafen kentinde 5'i çocuk 9 Türkün ölümüne yol açan facia, sıradan bir yangının mı, yoksa ırkçı bir saldırının mı sonucu? Dünyanın gözü önünde cereyan eden bu facianın, Alman makamlarını da çok rahatsız ettiği açık. Aslında bu rahatsızlığın sebebi de, olayın "kasti", yani bir kundaklama olarak algılanacağı kaygısıdır.Nitekim Alman yetkilileri ilk tepkilerinde bunu sıradan bir yangın veya kaza olarak göstermeye çalıştılar. Devlet Bakanı Maria Böhmer, olaydan henüz 4 saat sonra bunun kundaklama olamayacağı yönünde bir beyanda bulundu. Ama daha sonra söylemini değiştirdi ve Türkiye'den Devlet Bakanı M. S. Yazıcıoğlu'nun olay yerine gelmesinden sonra verdiği demeçte, "facianın tümüyle aydınlatılması için" el ele çalışılacağını söyledi.Bu arada Türkiye'nin Almanya Büyükelçisi Mehmet Ali İrtemçelik ilk tepkisini basına açıklarken, kundaklama ihtimalinin dışlanmaması gerektiği şeklinde bir ifade kullandı. Aslında deneyimli diplomatımız bunu söylerken, Almanya'da arka planda olup bitenlerin de bilinci içinde Türklerin hassasiyetini dile getiriyor ve bu sözleriyle Alman makamlarına da bir mesaj vermek istiyordu.Ne var ki, Ankara'ya yaptığı ziyaretten ülkesine yeni dönen Alman İçişleri Bakanı Wolfgang Schauble, İrtemçelik'in demecine fazlasıyla bozuldu ve onu adeta azarlar veya ona ders verir edasıyla zehir zemberek bir demeç verdi. Ardından Alman basınının bir kısmı da ona arka çıktı ve hele Türkiye'nin olay yerine bir bakanla 4 kişilik heyet göndermesine sert tepki gösterdi. Bu çevrelere göre Türkiye Almanya'ya güvenmiyor, bizzat müdahale ediyor ve bu yüzden ilişkilerde bir kriz çıkıyor... Elçiye zeval olmaz! Gerçek şu ki, böyle düşünen Almanların işi bu noktaya getirmeleri "güven krizi"ne yol açabilir. Aslında Türk Büyükelçisi'nin haklı bazı kaygılarını dile getirmesi, Alman yetkililerinin onayıyla bir Türk uzman grubunun soruşturmaya katkıda bulunmak için Ludwigshafen'e gitmesi, böyle bir rahatsızlık yaratmamalıydı.Varılan noktada artık bu karşılıklı güvensizliğin önlenmesi ve olayın aydınlanması, gerçeğin ortaya çıkması için işbirliğinin güçlendirilmesi daha doğru olur. Dün akşam olay yerine giden Başbakan Erdoğan'ın da dediği gibi, iki ülke arasındaki dostluğa gölge düşürecek duygusallıklara yer vermemeli. Şimdi öncelikle beklenen şey, "Türk toplumunun doyurucu belgelerle teskin edilmesi"dir. skohen@milliyet.com.tr "Güven krizi" mi?