Gökşin’in ve İskender’in ardından...

Bu yazı biraz kişisel olacak ama, iki değerli meslektaşımın ve eski dostumun -Gökşin Sipahioğlu ile İskender Songur’un- vefatının derin üzüntüsü içindeyim.
Gökşin ile 1952’de “İstanbul Ekspres” gazetesinde buluştuk. Spor muhabirliğinden Yazı İşleri Müdürlüğü’ne hızla yükseldi. Ama bana daha o zamanlar “uluslararası bir gazeteci” olmayı hedeflediğini söylerdi.
Bunun için gerekli niteliklere sahipti: Yabancı lisan bilgisinin ve genel kültürünün yanı sıra, dünya meselelerine büyük merakı ve dış olayları yerinde izlemek konusunda güçlü bir hevesi vardı.
Gökşin bu hırsla dünyanın her tarafına koşup uluslararası değerde röportajlara imza attı. Aynı hırsla Paris’e yerleşip kısa zamanda dünyanın en önemli ajanslarından biri olan “Sipa”yı kurdu ve yıllar boyunca yönetti.
Gökşin bir Türk gazetecisinin dünya medyasında ağırlığı olan bir kurumun başına geçebileceğini, meslekteki başarılarıyla evrensel çapta şöhret ve itibar kazanabileceğini gösterdi. Zaten daha işin başında bunu bir gün kanıtlayacağını söylüyordu.
Gökşin 60 küsur yıllık meslek hayatındaki başarılarına, atılganlığı, girişimciliği, cesareti ve profesyonel yetenekleri sayesinde ulaşmıştır. Geride bıraktığı zengin fotoğraf arşivi son yarım yüzyılın tarihinin en canlı tespitleri olarak kalacaktır...
* * *
İskender Songur ile buluşmamız 1950’lerde Milliyet’te oldu. Bu fiziki olarak aynı çatı altındaki bir beraberlik değildi. İskender New York’taydı. Ben Dış Haberler Şefi olarak onunla sürekli temastaydım.
İskender amatör ruhla tam bir profesyonel gibi çalışan bir gazeteciydi. Birleşmiş Milletler’in basın dairesinde görevliydi, ama esas hevesi ve tutkusu Milliyet’e haber yetiştirmekti.
Çeşitli vesilelerle BM’deki olayları kendisiyle birlikte izlediğim dönemlerde, İskender’in bu uluslararası forumda ne kadar tanındığını ve sayıldığını görmüştüm.
İskender elindeki teybi, omzundaki fotoğraf makinesiyle BM’deki her olayı yakından izler, önemli bir devlet başkanının veya bakanın peşine takılır, ayaküstü mutlaka bir demeç almasını bilirdi. Çok kez bu haberler Milliyet’e manşet olurdu.
İskender Songur da bir Türk gazetecisinin BM gibi geniş bir uluslararası platformda başarılı olabileceğini ve takdir toplayabileceğini göstermiştir.
* * *
İki meslektaşımızın vefatı, bizi geçmiş yıllara götürdü. Gazeteciliğin büyük zorluklara ve sıkıntılara rağmen, heyecanla ve özveriyle yapıldığı yıllara...
O dönemde özellikle yurtdışındaki çalışmalarda en büyük zorluklardan biri, iletişim sorunu idi. Türkiye’nin henüz dış dünyaya açılmadığı o dönemde telefon, teleks veya faksla haberleşme çok zaman kaybettiren, sıkıntılı bir işti.
Kuşkusuz her dönemin (şimdiler de dahil) kendine göre güçlükleri, sıkıntıları var. Ama gazetecilikte bütün zorluklara rağmen başarıyı mümkün kılan başlıca nitelikler, mesleğe duyulan tutku, dürüstlük, bilgi ve sebattır.
Gökşin Sipahioğlu ve İskender Songur kendi alanlarında bu niteliklerini kanıtlamışlardır.
Pazartesi günü toprağa vereceğimiz iki değerli meslektaşım ve kadim dostum da nur içinde yatsın...