Haitililere vicdan borcu...

Önceki akşam bazı Fransız TV kanallarının ortaklaşa yayınladığı -ve TV 5’in de dünya seyircilerine naklettiği- bir program, Haiti’deki depremzedelere yardım için seferber olan ünlü Fransız sanatçılarını bir araya getirdi. Haiti’ye acil yardım toplamak için düzenlenen bu etkinlik sırasında, bağışta bulunan kişilerin gönderdiği mesajlar da okundu.
Bunların arasında bir Fransızın yazdığı şu satırlar dikkatimizi çekti: “Haitililere yardım etmek, sadece insani bir jest değil, bizler için geç de olsa mutlaka ödenmesi gereken tarihi bir vicdan borcu”...
Fransızların kaçta kaçı öyle düşünüyor bilmiyoruz, ama Haiti’deki büyük felaket belli ki Fransız kamu vicdanında bir kıpırdamaya yol açmış...
Tabii deprem gibi bir doğal afetin karşısında, dünyanın neresinde olursa olsun, insanlar aciz kalıyor. Ama Haitililerin çaresizliğinde, aşırı yoksulluğun ve geri kalmışlığın da önemli payı var.
İşte bu noktada, en azından bazı Fransızların -ve aynı şekilde bazı Amerikalıların da- vicdanını sızlatan bir düşünce var: Haitilerin zavallı durumuna düşmelerinde, kendi ülkelerinin de geçmişe uzanan bir sorumlulukları -veya kabahatleri- yok mu?

Neden böyle yoksul?
Evet, Haiti’deki korkunç depremin gözlerin önüne serdiği insanlık dramı, dikkatleri aynı zamanda Karayipler’deki bu talihsiz ülkenin uzun yıllardan beri süregelen perişanlığı üzerine çevirmiş bulunuyor.
Aslında böyle olmaması gerekirdi. Çünkü Haiti, zengin bazı kaynakları (şeker, kahve gibi) olan ve en önemlisi 1809’da Karayiplerin ilk bağımsız cumhuriyeti olan bir ülke. O dönemde, nüfusun çoğunluğunu oluşturan Afrikalı köleler, hayatların zindana çeviren Fransız kolonyal yönetimine karşı ayaklandılar. Ne var ki, Fransa adadan çekilmek zorunda kalırken, Haitililerin bir daha altından kalkamayacakları kadar ağır bir borç yükü bıraktı. Yani sömürgeci Fransa, Haiti’nin bağımsızlığını kabul ederken bile, Haitilileri sömürmeye devam etti. Nitekim Haiti, bu kez Amerikan bankalarından da borçlanarak, 90 milyon Fransız altınını ta 1974 yılına kadar ödemek zorunda kaldı.
Bu nedenle Haiti yıllar boyunca ekonomisini toparlayamadı, bir altyapı da kuramadı. Bu arada ABD de, 1915-34 yılları arasında adayı işgal etti. Daha sonra da çeşitli bahanelerle ülkeyi kontrolü altında tuttu.
Haitililerin biraz daha rahat nefes alabilecekleri dönemlerde ise, birtakım diktatörler (baba ve oğul Duvalier’ler gibi) türedi.
Kısacası, dış güçlerin müdahalelerinin yanı sıra, içerde siyasi kargaşa, darbeler, yolsuzluk, istikrarsızlık gibi faktörler Haiti’nin bölgenin en yoksul ve zavallı ülkesi haline düşmesine yol açtı.
Dünya ancak bu deprem olunca Haitililerin perişanlığının esas nedenini anlamaya başladı. Halkın yüzde 80’inin “fakirlik çizgisi”nin altında (günde 2 dolarla) yaşadığını fark etti...

İki komşu farkı
Haiti, Kristof Kolomb’un 1492’de keşfettiği Hispaniola adasının batısında yer alıyor. Doğusunda Dominik Cumhuriyeti var. Onun da nüfusu 10 milyon. O da Haiti’den az sonra bağımsızlığa kavuştu (1821). Bu bölge İspanya ve daha sonra ABD tarafından yönetildi. Orada da bir ara darbeler, karışıklıklar oldu. Ama 1978’den sonra istikrarlı bir rejime kavuştu. Ekonomik kalkınmaya öncelik verildi. Ülke bir turizm cennetine dönüştürüldü.
Aynı coğrafyada iki komşu ulus. Dominikliler hızla gelişiyor. Haitililer şansız. Deprem de onların talihsizliğini bir kez daha ortaya koydu...