Hem varız, hem yokuz...

Hem varız, hem yokuz...


     Türkiye'nin gıpta edeceği bir olay: Aralarında yakın komşularımız Bulgaristan ve Romanya'nın da bulunduğu 6 ülke, dünden itibaren AB ile "üyelik görüşmeleri süreci"ne girdi...
       Aralık 1997'de Lüksemburg zirvesinde aday olarak kabul edilen bu 6 ülke, "ikinci genişleme dalgası"na dahil sayılıyordu. Aralarında Macaristan, Çek Cumhuriyeti ve Polonya gibi daha gelişmiş ülkelerin bulunduğu "birinci dalga"daki adaylarla ise, üyelik müzakereleri 1998'de başlamıştı.
       Geçen aralıkta Helsinki zirvesinde alınan karara göre, üyelik müzakere sürecine girmeye müsait ülkeler, ister birinci, ister ikinci "dalga"ya dahil olsunlar, AB standartları ile uyum sağlama durumlarına göre, üyeliklerini gerçekleştirebilecekler. Yani bu yarışta kim hızlı gidip hedefe ulaşırsa, üyeliğe hak kazanabilecek...
       * * *
       NE yazık ki Türkiye üyelik kulvarında yarışan ülkeler arasında değil henüz. Türkiye'nin adaylığı ancak 2 ay önce gerçekleşti. Önünde daha uzun bir yol var: Önce "katılım süreci" başlayacak. Bunun sonbaharda gerçekleşmesi bekleniyor. Bu süreç ile adaylık müzakerelerinin başlaması arasındaki zamanın uzunluğu da, Türkiye'nin göstereceği performansa bağlı. Türkiye elini çabuk tutarsa, üyelik için görüşme süreci - katılım sürecinin ardından - bir veya iki yıl içinde başlayabilir. Tabii bu da, sadece bir başlangıçtır. Tam üyeliğin gerçekleşmesi - gene gösterilecek performansa göre - yıllar alabilir.
       Şu anda Türkiye en azından aday olarak AB camiası içindedir. Ama üyelik yoluna giren toplam 12 adayın en gerisindedir.
     Şimdi kaybedilen zamanı ve fırsatları bir yana bırakıp, bu yarışta hızlı bir atılım için gerçekten olağanüstü çaba harcamak lazım...
       * * *
       AB'nin "ikinci genişleme dalgası"nın yanı sıra uygulamaya koyduğu diğer bir karar da, askeri yapılanması ile ilgilidir. AB Konseyi'nin kararına göre, Helsinki zirvesinde varılan anlaşma doğrultusunda "Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği" (AGSK) çerçevesinde 2003 yılına kadar bir "Hazır Güç" oluşturulacak. İlk adım olarak da önümüzdeki ay, bir Askeri Komite, bir Siyasi ve Güvenlik Komitesi ve bir de Karargah (sekretarya) kurulacak.
     Böylece ilk aşamada sadece ekonomik ve ticari bir blok olarak ortaya çıkan, daha sonra da siyasal bir yapıya kavuşan AB, şimdi de bir askeri boyut kazanıyor.
     
Türkiye, AB'nin yeni kurulmakta olan "askeri kanadı"nın dışında kalmamaya gayret ediyor. Ne var ki AB, AGSK'ya ve onu yaşama geçirecek kurumlara, ancak üye ülkeleri dahil etme eğilimindedir. Bu aşamada sadece aday olan Türkiye'nin buna katılması mümkün değil.
       Ancak Ankara, AB'yi bu konuda zorlayacak argümanlara ve olanaklara sahiptir.
İlerde AB bir askeri müdahale için Türkiye'nin desteğini isteyebilir. Bunun planlamasında ve karar alma sürecinde Türkiye'nin bulunması gerekir. Türkiye birtakım riskleri - ve olumsuz etkileri - üstlenecekse, ilgili mekanizmanın içinde yer almak ve söz sahibi olmak durumundadır.
     
Türkiye bu hafta bu isteğini AB'ye iletti. Ancak açıkçası AB, Türkiye'yi direkt olarak bu mekanizmaya dahil etmek istemiyor. Yerine, Ankara ile bir temas ve danışma sistemi kurmak, yani bu işi de "paralel yoldan" yürütmek niyetinde görünüyor.
       Türkiye'nin, güvenlik çıkarları ve bölgesel güç rolü açısından büyük önem taşıyan AGSK'ya dahil olması için, tam üyelik konusunda olduğu gibi, büyük çaba harcaması gerekecektir.


Yazara E-Posta: skohen@milliyet.com.tr