Her şey parayla olmuyor

ABD Başkanlığı’na emlak yatırım sektöründen gelmiş olan Donald Trump’ın siyasi hayatında da her şeye para açısından baktığı artık çok iyi biliniyor.

Trump bu alışkanlığını ABD’nin uluslararası ilişkilerine de yansıtmıştır. Onun nazarında başka ülkelerle iyi ilişkiler sürdürmenin ve mevcut anlaşmazlıkları çözümlemenin yolu paradan geçer. Diğer bir deyişle, mali güç her şeye muktedirdir.

Trump, Beyaz Saray’a girdiği günden bu yana, dış politikada bunun pek çok örneğini verdi.

Bu örneklerin başında, NATO müttefiklerine karşı aldığı tavır geliyor. Trump, NATO’da çoğu üye ülkenin, ittifakın öngördüğü oranda savunma harcamalarına katılmamasından şikâyetçi. Bu konuyu gündeme getirdiği günden beri, Almanya, Fransa gibi bu parasal yükümlülükleri tam yerine girmeyen yakın müttefikleri aleyhine sert bir duruş sergiliyor. Bu da NATO içinde huzursuzluğa ve bazı ülkelerin Trump’a tepki göstermesine neden oluyor.

Aynı şekilde, Trump, Kuzey Amerika’da serbest ticaret düzenini sağlamayı amaçlayan NAFTA’ya karşı da sert bir çıkış yaptı. Bu düzenin daha çok Kanada ve Meksika gibi iki önemli komşusunun işine yaradığını, ABD’nin ise milyarlarca dolar zarara uğradığını öne sürdü. Sonuçta NAFTA’ya yeni bir şekil verildi, ama ABD’ye olan güven de sarsıldı.

Diğer çarpıcı bir örnek, Trump yönetiminin Çin ile giriştiği ticaret savaşıdır, “Önce Amerika” sloganıyla hareket eden Trump, Çin tarafından “kazıklandığı” iddiasıyla, bu ülkeyle serbest ticaret düzenine son verdi ve yeni gümrük duvarları kurdu. Bu da küresel ekonomiyi etkileyen bir olay olması nedeniyle bütün dünyada tepki yaratıyor.

***

Trump’ın uluslararası ilişkilerde de her şeyi para optiğinden gören politikalarının şu anda iki yeni örneğiyle karşı karşıyayız.

Bunlardan biri, İran politikasıyla ilgili. Trump, İran’la anlaşmazlığını halletmenin yolunu, yaptırım uygulamakta görüyor. Yönetimin John Bolton gibi akıl hocalarına göre, ekonomik sıkıntıların yarattığı baskı, eninde sonunda, rejimin çökmesine yol açacaktır.

Şimdiye kadar İran’a karşı uygulanan yaptırımlar, rejimde veya onun politikalarında herhangi bir değişiklik işareti vermiş değil. Kaldı ki genelde bu tür yaptırımların amaçlanan sonucu pek vermediği de açıktır (Küba örneği gibi). Dolayısıyla, İran’ı “para muslukları”nı kapayarak yola getirme olasılığı epey zayıf görünüyor. Diğer bir deyişle, İran krizine yol açan siyasal ve askeri sorunların çözümünü malum alışkanlıkla “para optiği”nden bakarak beklemek boş bir hayaldir.

***

Son günlerde ortaya çıkan diğer örnek de Filistin meselesiyle ilgili. Trump yönetimi “Yüzyılın Anlaşması” gibi iddialı bir başlıkla, yeni bir “barış projesi” açıkladı. Trump, aynı iş sektöründen gelen damadı Jared Kushner’in hazırladığı, 50 milyar dolarlık bir destek paketiyle Batı Şeria ve Gazze’nin kalkınmasını ve böylece Filistinlilerin refaha kavuşturulmasını planlıyor. Kuşkusuz böyle bir desteğe çok ihtiyaç var. Ama Filistinlilerin esas derdi, bu değil, bağımsızlığa kavuşmaktır. Bu da öncelikle siyasi bir çözüm gerektirir. Sırf parayla olmuyor bu işler…