Sami Kohen

Sami Kohen

skohen@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

Cenevre’de P5+1 grubu ile İran arasındaki nükleer müzakerelerin ardından yapılan resmi açıklamalarda, 3 günlük sıkı pazarlıkta epey ilerleme kaydedildiği, ancak ümit edildiği gibi bir anlaşmaya varılmadığı belirtildi.
Bu nedenle görüşmeler 20 Kasım’a ertelenmiş bulunuyor.
BM Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesi ile Almanya’dan oluşan grupla İran arasındaki bu toplantıların, bundan önceki görüşmelerden daha farklı, daha olumlu bir hava içinde yapıldığı ve “yeni bir başlangıç” oluşturduğu açık.
Bunun en önemli nedeni, kuşkusuz İran’ın yeni yönetiminin dış politikaya getirdiği değişikliktir. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, geçen eylülde BM’deki konuşmasında nükleer krize yeni bir yaklaşımın işaretini vermiş, meselenin 6 ila 12 ay arasında çözümlenebileceğinden söz etmişti.
Bu kez Cenevre Konferansı’nın daha büyük umutlarla başlamasının ve müzakerelerin daha yapıcı biçimde yapılmasının bir sebebi bu.
Diğer bir neden de, Obama yönetiminin bu meseleyi, askeri bir müdahaleye yer bırakmadan, uzlaşarak bir an önce halletmek arzusudur.

Ara formül
Cenevre’deki pazarlıkların teknik ayrıntıları elbet gizli kalıyor; ancak resmi açıklamaların dışında, bazı bilgiler de sızmış durumda. Örneğin “New York Times”a göre, ABD’nin önderliğinde hazırlanan bir “geçiş anlaşması” taslağı, saatlerce tartışıldı.
Bu “ara formül” uyarınca İran 6 ay boyunca uranyumu yüzde 20 zenginleştirme işlemini durduracak. Bu oranda zenginleştirilmiş uranyum stokları, uluslararası kontrol altına alınacak. Bu orandan düşük zenginleştirmek işlemleri devam edebilecek... İran bu şartları yerine getirirken, uluslararası camia da ona karşı uygulamakta olduğu ekonomik yaptırımları gevşetmeye başlayacak...
Bu, aşamalı bir sürecin başlangıç noktası olacak. Amaç, İran’ı “enerji için atom”dan mahrum etmeden, “atom bombası” üretmesini engellemek.
İlk bakışta bu parametrelere dayalı bir çözüm makul ve kolay görünebilir. Ama mesele o kadar basit değil. Konuyu karmaşık hale getiren pek çok teknik ayrıntının yanı sıra, pek çok siyasi faktör de var.
Öylesine çetrefil bir meselede uzlaşma, tarafların ciddi tavizler vermesini gerektirir. Liderler, genel olumlu yaklaşımlarına rağmen, bu ödünleri vermeye ne kadar hazırlar? Unutmamalı ki, İran’da Ruhani güçlü radikallerin etkisini hesaba katmak zorunda. ABD’de de Obama, bir yandan Kongre’nin, diğer yandan müttefiki İsrail’in ve dostları Suudileri ve Körfez ülkelerinin tepkilerini düşünmek durumunda.

Ret cephesi
İsrail, İran’ın nükleer çalışmalarını topyekün yasaklamayan herhangi bir anlaşmaya şiddetle karşı. İlginç bir gelişme: Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri de, İran’ın nükleer faaliyetinin durdurulmasının lehinde.
Cenevre’deki pazarlığın son saatleri bu konudaki endişeli yankıların gölgesinde cereyan etti. Aynı kaygıyla Fransa İran’la onun kabul edebileceği şartlar üzerinde anlaşmanın “enayilik” olacağını belirtti!
Bir yandan P5+1 grubunda açılan bu gedik, öte yandan İran’ın kendi görüşlerindeki ısrarı, anlaşmayı mümkün kılmadı. 20 Kasım’a kadar ne değişir, bilemeyiz; ama şimdi umutlar Cenevre’deki ikinci rauntta...