İsrail’in oldu-bitti stratejisi

“Filistin devletinin kurulmasını amaçlayan barış görüşmeleri ortamında, Batı Şeria’da yerleşim birimlerinin yayılmasına izin vermek kadar büyük bir çılgınlık olamaz... Böyle bir tutum anlaşma şansını azaltacağı gibi, İsrail’in uluslararası konumunu sarsacak ve toprakları çalınan Filistinlilerin yaşadığı Batı Şeria’da işgal baskısını artıracaktır...”
Bu satırlar, İsrail’in saygın gazetesi “Haaretz”in, Başbakan Netanyahu’nun Batı Şeria’daki yerleşim birimleri ile ilgili karanını eleştiren baş yazısında yer alıyor.
İsrail’de “Haaretz” gibi düşünenler var muhakkak. Ama ne yazık ki Netanyahu (“Bibi”) ve hükümet ortakları aksi fikirde. Nitekim İsrail lideri Batı Şeria’daki Yahudi yerleşim merkezlerindeki inşaat faaliyetine, yeni köy veya kasabaların kurulması kampanyasına konulan geçici yasağa -yani 10 aylık moratoryum’a- son vermekten çekinmedi.
Geçen kasım ayında özellikle ABD’nin ağır baskısıyla konulan yasak İsrail ile Filistin yönetimi arasında yeni bir müzakere süreci için müsait bir hava yaratmaktı. Gerçekten bu sayede gene ABD’nin patronajında Netanyahu ile Mahmut Abbas arasında doğrudan görüşmelerin başlaması sağlanabildi.

Nereye kadar?
Ancak bu sürecin başında Abbas “Eğer İsrail, Batı Şeria’daki inşaat yasağını kaldırırsa, Filistin tarafı masadan kalkacaktır” mesajını verdi. ABD Başkanı Obama da, Netanyahu’ya Washington’daki son görüşmesinde, bu yasağı bir süre daha devam ettirmesini istedi.
Ama “Bibi” bunu dinlemedi ve sonuçta moratoryum’u uzatmadı. Dünden itibaren Batı Şeria’da bazı yerleşim merkezlerinde inşaat faaliyeti yeniden başladı...
Netanyahu böylece öteden beri izlediği “oldu-bitti” stratejisini sürdürmeye kararlı olduğunu ortaya koydu.
“Bibi”yi böyle bir kararı tercih etmeye sevk eden birkaç faktör var.
1) Batı Şeira’daki yerleşimcilerin baskıları. Halen bu bölgede yıllar boyunca “sessiz ve derinden” 100 kadar kasaba kuran yarım milyona yakın İsrailli var. Bir kısım kasabalarda inşaatı yarım kalmış binalar duruyor. Öte yandan yeni kurulması planlanan yerleşim merkezleri var. Bu insanlar, özellikle sağcı partilerin aktif desteğine sahip...
2) Hükümet içinde de özellikle Dışişleri Bakanı Lieberman’ın partisi ve diğer sağcı gruplar, moratoryum’un sona erdirilmesi için yoğun baskı yaptılar. Bir bakıma Koalisyon’un geleceği de bu konuya bağlandı...
3) Netanyahu, Abbas’ın bütün uyarılarına rağmen, müzakere masasından kalkamayacağını, ABD’nin de buna izin vermeyeceğini ve müzakereler kesildiği takdirde de, İsrail’in bundan fazla etkilenmeyeceğini hesapladı...

Tamam mı, devam mı?
Kuşkusuz Netanyahu’nun bu stratejisi bazı ciddi riskler de içeriyor. Filistin yönetiminin masadan kalkmasının ne gibi yeni gerginliklere, hatta çatışmalara yol açabileceğini tahmin etmek zor değil. Bunun ne boyutlar alacağı ve nerede duracağı ise bilinemez tabii.
Her şeye rağmen dün Abbas cephesinden gelen haberler, Filistin yönetiminin fevri ve acele hareket etmeyeceğini gösteriyor. Yani Ebu Mazen masadan hemen kalkmıyor, meseleyi kendi çevresiyle ve Arap Birliği ile görüşmeyi ve ABD’nin devrede kalmasını yeğliyor.
“Bibi” yerleşim birimleri konusunda “tamam mı devam mı” ikilemi karşısında tercihini yaptı ve topu Abbas’a attı. Şimdi de Filistin lideri, müzakereler konusunda “tamam mı, devam mı” ikilemi ile karşı karşıya.
Bu oyun hep böyle sürecek mi?