İtalya’daki kriz bu kez farklı...

Geçen mart ayının başında İtalya’da yapılan parlamento seçimlerinin sonucu, ülkeyi bir siyasal belirsizlik dönemine sokacağının işaretini vermişti.

Bu seçimlerde ilk kez iki popülist ve radikal parti -“Beş Yıldız” ile “Kuzey Ligi”- öne çıkmış, merkez sağ ve sol partiler hezimete uğramıştı.

İtalya aslında yıllardan beri karmaşık siyasal yapısı nedeniyle koalisyonlarla zor yönetilebilen ve sürekli hükümet krizleri geçiren bir ülke. Bu bakımdan, mart seçimlerinden sonra yaklaşık 3 ay hükümetsiz kalması şaşırtıcı değil.

Ne var ki şimdiki kriz, alışılagelen türden bir hükümet krizi değil. Bu, ciddi bir siyasal ve ekonomik bunalımın yansımasıdır. Bu aynı zamanda yaşlı kıtada “çizme”yi aşan ve Avrupa coğrafyasını da etkileyen bir kriz...

Alternatif olmayınca...

Seçim sonuçlarına göre geleneksel ana akım partilerden bir koalisyon hükümetinin kurulamayacağı belliydi. Dolayısıyla, bütün çabalar iki popülist partinin bir araya getirilmesi üzerinde odaklandı. Gerçi “Kuzey Ligi” ile “Beş Yıldız” partisinin ideolojik ve stratejik eğilimleri birbirlerinden epey farklıdır. Ama ana akım partilerinin alternatif olmaktan çıkması, buna karşılık kendilerinin köklü değişimden yana olması, fiilen bir ortaklık ortamı yarattı.

Cumhurbaşkanı Sergio Mattarella işte bu noktadan hareketle iki gruptan bir koalisyon hükümeti oluşturmaya çalıştı. Ancak daha yolun başında bir engel ortaya çıktı: Yeni kurulacak kabinede Maliye Bakanı olarak düşünülen kişi, İtalya’nın AB’den ve Euro Bölgesi’nden çıkmasından yana olan bir ekonomist. Cumhurbaşkanı bu görüşü savunan bir bakanın iktidarda olmasına karşı. Bu nedenle, onu veto etti. Ve böylece kriz patlak verdi.

Cumhur- başkanı’nın böyle bir yetkiye sahip olup olmadığı İtalya’da tartışılan bir konu. Hukukçular arasında bunu Anayasa’ya uygun görenler de var, görmeyenler de...

Bu krizi aşmak için Cumhurbaşkanı’nın yeni çabalar harcadığı ve iki partinin yeni bir hükümet formülü üzerinde müzakerelerde bulunduğu görülüyor. Bunun da kalıcı bir koalisyona mı, yoksa şimdiden sözü edilen erken seçimlere mi (temmuzda) yol açacağı belli değil...

Politikadan ekonomiye...

Bu arada siyasi kriz ciddi bir ekonomik krize yol açtı: Euro sarsıldı, İtalyan borsası kan kaybetti, yatırımlar durdu... Bu durum, İtalya gibi borçları yüksek olan, yoksulluğun, yolsuzluğun ve gelir eşitsizliğinin sıkıntı yarattığı bir ülkede halkın hoşnutsuzluğunu büsbütün artırıyor.

Seçimlerde popülistlerin başarı kazanmasında bütün bu nedenler etkili olmuştur. Özellikle sığınmacı akınının ve yabancı düşmanlığının iki partinin öne çıkmasında büyük payı vardır.

Sonuçta iki partinin toplam çoğunluğunun temelinde birçok farklı ve karmaşık neden yatıyor. AB karşıtlığı da bunlar arasındadır.

Dolayısıyla, İtalya’da halkın çoğunluğunun AB’den ayrılmaktan yana olduğu sonucunu çıkarmak doğru değil. Bütün şikâyetlere ve hoşnutsuzluğa rağmen İtalya şu anda bu kopma noktasına gelmiş görünmüyor.