Kaçırılan fırsat...

Gazete iki taraf arasındaki ilk gayri resmi temasların Ocak 2004'te, Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad'ın Türkiye ziyaretinin hemen ardından başladığını bildiriyor.Bu da şu şekilde oluyor: Esad'ın ziyareti sırasında, İsrail'in eski Ankara Büyükelçisi Alon Liel, Suriye heyetinin misafir edildiği otelde kalıyor. Başbakan Erdoğan ile Cumhurbaşkanı Esad arasındaki görüşmeden sonra, Türk Dışişleri Bakanlığı'ndan bir arkadaşı Liel'e, bu görüşmede Suriye ile İsrail arasında temas olanaklarının konuşulduğunu naklediyor. Liel İsrail'e döndükten sonra, Türk büyükelçisi kendisine Esad'ın Türkiye aracılığıyla İsrail ile bir görüşme kanalı açmak istediğini söylüyor. İsrailli diplomat bunu zamanın Başbakanı Şaron'un ofisine bildiriyor. Daha sonra Suriye adına, Washington'da yaşayan İbrahim Süleyman adında bir işadamı ve gene o kentteki bir düşünce kuruluşuna mensup bir Amerikalı devreye giriyor... DÜNKÜ "Haaretz" gazetesinin, İsrail ile Suriye arasında son yıllarda yapılan "gizli" görüşmelerin, Türkiye'nin verdiği "tüyo" sayesinde başladığına ilişkin haberi aslında, bir "sır" değil. Türkiye'nin o noktadaki rolü aslında bilinmiyor değil. O zaman Başbakan'ın Suriye-İsrail yakınlaşması için çaba harcadığı, danışmanlarının birtakım temaslarda bulunduğu, bu temasların sonuçlarının da ilgililere iletildiği Türk basınına da sızmıştı..."Haaretz"in dün verdiği haberin bizim için yeni ve ilginç tarafı, sözü geçen şahıslar arasında Avrupa'da yapılan temasların, nihayet iki yıl sonra -Temmuz 2006'da- bir "Barış Anlaşması Taslağı"nın hazırlanmasıyla noktalanmış olmasıdır."Haaretz"in haberinde aktarılan anlaşmanın belli başlı maddeleri, gerçekten iki düşman ülke arasında nihayet barışın ve normal ilişkilerin kurulmasını sağlayacak nitelikte.Ancak ne yazık ki, şu anda bu bir hayal. Çünkü ne İsrail, ne Suriye, bu esaslara dayalı bir barışa hazır. Bırakın barışı, resmi olarak bu amaçla müzakereye oturmaya dahi istekli değil. O kadar ki, haber bir ağız birliği içinde, Şam ve Kudüs'te hükümet yetkililerince yalanlandı.Peki, gerçekten bu konuda hiçbir şey olmamış mı?Suriye ile İsrail arasında "resmi düzeyde" hiçbir temas yapılmadığı doğru.Ancak Liel, Süleyman, Aronson ve adı açıklanmayan "Avrupalı arabulucu" arasında muhakkak ki "resmi olmayan" görüşmeler yapılmıştır. Bunun yolunu açan da, Türk diplomasisinin taraflara verdiği "tüyo"dur. Türkiye'nin rolü Bu çalışmalar yaklaşık iki yıl sürdü. Bu arada bir mutabakat taslağı da üretildi. Bu, aslında hukuki değeri, bağlayıcı niteliği olmayan "gayri resmi bir kâğıt"tan ibaret. Bir nevi "akademik" bir çalışmanın ürünü...Ancak bu tür çalışmalar bazen -şartlar elverişli olduğu hallerde- resmi müzakerelerin çalışma belgesi haline gelebilir. Hatta taslak, resmi bir anlaşmanın zeminini de oluşturabilir.Ortadoğu'da ilk Arap-İsrail barış anlaşmasının temelini oluşturan Oslo mutabakatı da böyle gayri resmi bir "egzersiz" ile başlamamış mıydı?Ancak Suriye-İsrail barışı için gayri resmi "kanal"dan başlayan temaslar, bir dizi olumsuz olay (Hariri'nin öldürülmesi, Suriye üzerindeki dış baskılar ve İsrail'in Lübnan'a saldırması) nedeniyle beklenen sonucu vermedi.Oysa belki bu çalışma zamanında iyi değerlendirilseydi, anlaşma için bir fırsat doğabilirdi.Bu tür fırsatlar da her zaman ortaya çıkmıyor... skohen@milliyet.com.tr Akademik belge

DİĞER YENİ YAZILAR