Kıbrıs bu yıl epey uğraştıracak

Türkiye’yi bu yıl dış politika alanında meşgul edecek nispeten yeni birçok sorun var. Suriye’deki kriz, Irak’taki iç sürtüşmeler, İran ile uyuşmazlıklar gibi...
Bir de eski, müzminleşmiş meseleler var ki, bunlar da yeni yönleriyle Türk diplomasisini bu yıl epey uğraştıracak.
Kıbrıs, bunların başında geliyor.
Kıbrıs deyince, sadece adanın geleceğiyle ilgili anlaşmazlıkları kastetmiyoruz. Mesele öylesine dal-budak saldı ki, onunla ilintili -Doğu Akdeniz’de doğalgaz arama faaliyetinden AB ile üyelik müzakerelerine varıncaya kadar- birçok konu, ciddi sıkıntılar yaratacağa benziyor.
* * *
Daha yeni yılın ilk günlerinde bunun işaretleri gelmeye başladı...
Bu sorunlardan biri, Avrupa Güvenlik ve Savunma Başkanlığı ile ilgili. AB bünyesindeki bu makama genelde dönem başkanları gelir. 1 Ocak’tan itibaren -6 ay için- dönem başkanı Danimarka’dır. Ancak bu ülke AB’nin ortak savunma sistemine dahil olmadığı için, sözü geçen mevkiye de gelemiyor. Bu işi, temmuzdan itibaren AB Konsey Başkanlığı’na gelecek olan Kıbrıs Rum yönetimi üstleniyor. Nitekim Savunma Bakanı Dimitris İliadis, yaptığı açıklamada Danimarka’nın bu sisteme dahil olmaması nedeniyle, savunma ve güvenlik başkanlığını Kıbrıs’ın (yani Rum yönetiminin) üstlenmekte olduğunu söyledi.
Türkiye AB üyesi olmamakla beraber, Avrupa ortak savunma politikası çevresinde, Bosna-Hersek’te (EUFOR bünyesinde) bir askeri birlik, Kosova’da da (EULEX bünyesinde) bir polis gücü bulunduruyor.
Ankara temmuzdan itibaren AB Konsey Başkanlığı’nı tanımayacağı gibi, savunma alanındaki başkanlığı da tanımayacağını daha baştan açıkladı. Hatta bazı çevreler böyle bir durumda Türkiye’nin Bosna ve Kosova’daki birliklerini geri çekebileceği uyarısında da bulundular.
Dün görüştüğümüz Brüksel’deki bir diplomat, Güney Kıbrıs’ın savunma görevini devraldığına dair henüz bir işaret bulunmadığını, bu konuda bir toplantı yapılacaksa, Türkiye’nin buna katılmayacağını belirtti...
Durum önümüzdeki birkaç gün içinde herhalde açıklık kazanacak. Ancak Rum yetkililerin beyanları, bu olayı temmuzdan itibaren Güney Kıbrıs’ın devralacağı Konsey başkanlığı için bir nevi test olarak kullanmak istediklerini gösteriyor.
AB’nin aldığı tavır, Rumları cesaretlendirecek nitelikte. Nitekim AB yetkilileri, “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin bir AB üyesi olduğunu ve onun diğer tüm üyeleri gibi dönem başkanlığı koltuğuna oturmasının herkesçe kabul edilmesi gerektiğini ısrarla söylüyorlar.
Bu mesele Türkiye’yi epey zora sokacak...
* * *
Diğer bir sorun da, Akdeniz’deki sondaj faaliyetiyle ilgili.
Rum yönetiminin hesabına çalışan “Noble Energy” şirketi 12. parselde yürüttüğü sondajları tamamladı. Platformdaki yabancı uzmanlar ülkelerine dönmeye hazırlanıyor.
Rum kaynaklara göre, denizin 5.681 metre derinliğe kadar inildi ve çok zengin doğalgaz kaynakları bulundu.
Bu arada Türkiye de -KKTC ile işbirliği yaparak- kendi arama faaliyetini adanın güneydoğusundaki bölgede başlatmayı planlıyor. TPAO’nun hazırladığı haritalarda, bunun Rumların çalıştığı bölge ile çakıştığı görülüyor.
Eğer Kıbrıs’ta iki kesimin birleşmesini sağlayacak bir çözüm bulunamazsa, bu konudaki Türk-Rum sürtüşmesi, çok ciddi krizlere, hatta çatışmalara yol açabilir.
Çözüm için müzakerelerde şimdiye kadar yeterli bir ilerleme olmadı. Ankara bu yılın başlarına kadar bir mühlet vermişti. Hatta anlaşma olmadığı takdirde KKTC’nin kendi yoluna gideceğini de bildirmişti. Nitekim KKTC’nin şimdiden kendisini hazırladığı ve Kıbrıs Türk Devleti adıyla tanıtmayı planladığı söyleniyor. Bu da tabii uluslararası platformda sarsıntılara yol açacak.
Kısacası, 2012 Türk diplomasisini çok terletecek bir yıl olacak...