Kıbrıs'ta adım adım...

Yorum Ne var ki 63 yaşındaki eski Şansölye'nin adı ve itibarı ne ülkesinde, ne de uluslararası platformda kayboldu. Schröder Rusya'nın dev Gastrom şirketinin danışmanı olarak faaliyetini daha çok enerji ve finans alanına kaydırdı. Ancak uluslararası ilişkilerde sözü geçen bir "akil adam" olarak da etkinliğini korudu...Schröder Şansölye iken Türkiye'ye önem vermiş, özellikle AB üyeliği konusunda Ankara'yı desteklemişti. Bu tutumunu aktif siyasetten çekildikten sonra da sürdürdü. Bu arada Başbakan Tayyip Erdoğan ile kişisel dostluğu da devam etti. Nitekim kendisi daha birkaç gün önce Erdoğan'ın konuğu olarak Ankara'daydı.Dün Schröder özel bir uçakla direkt olarak Ercan Havalimanı'na inmek suretiyle KKTC'ye geldi. Bu davranışıyla da Türkiye'ye ve Kıbrıs Türklerine olan yakınlığını açıkça göstermiş oldu... Gerhard Schröder, savaş sonrasında Almanya'nın yetiştirdiği en önemli liderlerden biri olarak tanınıyor. Sosyal Demokrat Partisi'nin lideri sıfatıyla 1998'de Helmut Kohl'ün 16 yıllık Hıristiyan Demokrat iktidarına son veren Schröder başbakanlık görevini 2005 yılına kadar sürdürdü. O tarihte, seçimlerde yenilince siyasetten çekilmeyi tercih etti. Schröder şu anda ülkesi adına resmi bir hüviyet taşımıyor. KKTC'yi bir Alman vatandaşı olarak ziyaret ediyor... Ama, bu kimliğin sahibi Gerhard Schröder gibi bir isim olunca, bu gezi elbet özel bir anlam ve önem taşır.Nitekim bunu Rum kesimi Başkanı Papadopulos'tan, seçimlerdeki rakibi AKEL lideri Dimitris Hristofyas'a kadar bütün politikacılar da belirtiyorlar.Papadopulos, "Türkiye Kıbrıs Türkleri lehinde dostça duygular taşımak"la adeta suçladığı Schröder'in bu ziyaretini "çok üzüntü verici" olarak niteliyor. Hristofyas ise "son zamanlarda sıklaşan ve yoğunlaşan bu fenomenin (yani KKTC ile direkt temasların) durdurulması gerektiğini söylüyor...Gerçekten bu ziyaret, KKTC'ye karşı dikilmek istenen abluka duvarını deliyor. Gerçi pratikte bu, KKTC'nin resmen tanınması (veya yakında tanınacağı) anlamına gelmiyor. Merkel hükümetinin bilinen tutumunda herhangi bir değişiklik yok. AB'nin genel tavrında da öyle...Ancak bu tür ziyaretler ve temaslar, Kıbrıs Türklerinin "resmi" boykotlara rağmen, sanıldığı kadar "izole" olmadığını da gösteriyor. Daha açık bir deyişle, KKTC bu şekilde, "adım adım" fiili varlığını gösteriyor ve hatta kabul ettirmeye başlıyor. Bunlar "ufak adımlar" dahi olsa... O kadar "izole" değil Bu tür ufak adımların son zamanlarda sıkça atıldığını görüyoruz. Batı'dan, Doğu'dan Kuzey Kıbrıs'a "resmi temas" veya "iş" ya da "turizm" için gelenlerin sayısı giderek artıyor. KKTC'nin artık dünyanın dört bucağında (Tayvan gibi) çeşitli isimler altında "ofis"leri veya "temsilcilikler"i var...KKTC yetkilileri Avrupa'da da yoğun bir "lobi" faaliyeti içindeler. Birkaç gün önce Dışişleri Bakanı Turgay Avcı Londra'da Lordlar Kamarası'nda konuştuktan sonra, kendisine soru soran bir Lord "KKTC" ifadesini kullandı; bir başka Lord ise, "Neden KKTC'nin tanınması için talepte bulunmuyorsunuz?" diye sordu. Buna Avcı'nın verdiği yanıt, sanıyoruz KKTC'nin -ve Ankara'nın- stratejisini açıklayan şu birkaç kelimeyi kapsıyordu: "Dış politikada ilerisini görmek, adım adım ilerlemek ve taşları tek tek yerine oturtmak gerekir"... skohen@milliyet.com.tr Strateji belli