“Kırmızı Kitap” tartışması

Önümüzdeki ekim ayında Milli Güvenlik Kurulu toplantısında ele alınacak olan “Ulusal Güvenlik Siyaset Belgesi” ile ilgili basına sızan haberler, yurtiçinde ve dışında büyük ilgi gördü.
Henüz kesinleşmemekle beraber, sızan bilgilere bakılırsa, hazırlanmakta olan yeni “Kırmızı Kitap”, Türkiye’nin ulusal stratejisinde, bundan önceki dönemlere kıyasla, köklü değişiklikleri kapsıyor. Yeni strateji konsepti özellikle yakın komşuları (Rusya, Yunanistan, İran ve Irak’ı) “öncelikli tehdit” kapsamından çıkarıyor.
- Ulusal güvenlik stratejilerinin zamanla değişikliğe uğraması doğal. Bunu bütün ülkeler yapıyor.
Türkiye’nin Soğuk Savaş’ta ve onu hemen izleyen yıllarda benimsediği “tehdit algılaması”, kuşkusuz o dönemin şartlarının zorunlu sonucuydu. Son zamanlarda dünyadaki ve bölgemizdeki koşullarda olduğu gibi. Türk dış politikasında da önemli değişiklikler oldu. Eskiden “düşman” sayılan komşu ülkeler (başta Rusya) artık “dost” olarak kabul ediliyor.
Dolayısıyla yeni ulusal güvenlik stratejisi de bu yeni anlayışa göre ayarlanıyor.

“Kırmızı Çizgi”nin sonu mu?
Hazırlanmakta olan yeni “Kırmızı Kitap” güvenlik konusunda bir “yol haritası” niteliğindedir. Yani belirlenen strateji, hükümetin ve ilgili kurumların izleyeceği politikalar için bir referans ve yol gösterici işlevini görecektir.
Basına sızan bilgilerden yeni “Kırmızı Kitap”ta Yunanistan ile ilgili bir “kırmızı çizgi”nin silinmekte olduğu anlaşılıyor. Bu da Latince “casus belli” terimi ile anılan “savaş nedeni” koşuludur.
Türkiye, 1995’te TBMM’nin aldığı bir kararla, Yunanistan’ın Ege denizinde karasuları sınırını (şimdiki 6 milden) 12 mile çıkarmasını bir “savaş nedeni” sayacağını ilan etmişti.
Atina, BM’de 1982’de kabul edilen Uluslararası Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne dayanarak, Ege’de kendi karasularını 12 mile çıkarma hakkını savunuyordu. Türkiye ise bu sözleşmeye karşı çıkmış ve Ege’nin özel konumu nedeniyle bu antlaşmaya taraf olamayacağını bildirmişti.
Yunanistan’ın bu sözleşmeyi öne sürerek 12 mil için hazırlıklara girişmesi karşısında, Ankara Atina’ya sert uyarılarda bulundu. TBMM de bu uyarıyı daha etkin hale getirmek için bir “casus belli” kararı aldı.
O dönemin gerginliği son birkaç yılda iki ülke arasında kurulan temaslar ve yakınlık ile geride kaldı. Gerçi 12 mil meselesi halledilmedi. Atina bu “hakkını mahfuz” tuttuğunu çeşitli vesilelerle bildirdi, ancak herhangi bir zorlamaya teşebbüs etmedi... Ankara ise Ege ile ilgili anlaşmazlıkların müzakere yolu ile çözümlenmesi tezini savunmaya devam etti, bu arada statükoyu korumaya da özen gösterdi.

“Statüko” sürecek mi?
Şimdi Ankara’nın “casus belli”yi yeni ulusal güvenlik stratejisinin kapsamından çıkartması, ne anlama gelir ve ne sonuç verir?
Bunun anlamı, Türkiye’nin artık Yunanistan’ı eskisi gibi “öncelikli bir tehdit” olarak görmediği, komşusu ile diyalog ve yakınlaşma sayesinde daha güvenli bir ortamın yaratıldığı kanısını taşıdığıdır.
Ama bu bağlamda birçok soru akla geliyor: Bu yeni konseptin resmileşmesi ve geçerli sayılması için, TBMM’nin “casus belli” kararını tekrar görüp eski kararını iptal etmesi gerekmez mi? Ankara’nın yeni tutumunu memnunlukla karşılayan Atina, 12 mili zorlamaya yönelik herhangi bir davranıştan sakınacak ve bu konuda Ankara ile uzlaşmayı kabul edecek mi? Bunun aksi olursa, Türkiye ne yapacak?
Bunları tartışmakta yarar var. Eskiden ulusal güvenlik ile ilgili çalışmalar ve belgeler “sır”dı ve kamuoyuna yansımazdı. Şimdi bu konuların açıklık kazanması ve tartışılması sağlıklı bir gelişme...