Kritik hafta

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde bir güvenlik bölgesinin kurulmasına ilişkin verdiği müddet dolmak üzere olduğuna göre, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) Fırat’ın doğusuna her an girebilir.

Yeter ki, son dakikada, ABD’den, başta mutabık kalındığı gibi, bu amaca yönelik operasyonun TSK ile birlikte yapılacağına dair bir haber gelmiş olsun.

Bu satırların yazıldığı ana kadar böyle bir haber gelmediğine göre, Türkiye’nin son günlerde defalarca beyan ettiği gibi, bu işi tek başına gerçekleştirmek için “ansızın” harekete geçmesi mümkün.

İş bu noktaya gelince, mesele Türkiye’nin kendi başına güvenli bölge projesini gerçekleştirmek üzere harekete geçmesi halinde; ABD’nin nasıl davranacağıdır.

Washington bunu engellemeye mi çalışacak? Sahada Amerikan askerleri TSK’nın karşısına mı çıkacak? Bu iki müttefik ülke arasında silahlı bir çatışmaya kadar gidebilir mi? Bu NATO açısından da çok vahim bir durum olmaz mı?

Tabii bunun aksi de düşünülebilir: Ankara’nın kararlılığı karşısında, Washington kendi pozisyonunu değiştirip, olası Türk askeri harekatına göz yummayı ve kurulacak güvenli bölge üzerindeki denetimini büsbütün kaybetmemeyi tercih etmez mi?

Bunlar bu satırlar yazılırken (yani mühlet dolmadan ve MGK toplantısının sonuçları açıklanmadan önce) akla gelen sorular ve senaryolar…

***

Kesin olan husus, Ankara’nın ne pahasına olursa olsun güvenli bölge projesini hayata geçirmeye kararlı olduğudur. Bunun da hükümetin iç ve dış politikası açısından çok önemsendiği birkaç nedeni vardır. Özetle:

1) Güvenli bölgenin kurulmasına, Türkiye’nin güvenliği ve terörle mücadelesi alanında yaşamsal bir önem verilmektedir. Sebebi de, PKK’nın uzantısı sayılan PYD/YPG’nin Fırat’ın doğusunda kümelenmiş olmasıdır. Ankara şart koştuğu ölçekler içinde (480 km uzunluğundaki ve 30 km genişliğindeki, güvenli bölgeden bu “terör odakları”nın temizlenmesini zaruri görmektedir.

2) Ankara’nın bir amacı da, kendi güney sınırı boyunca kurulan PYD/YPG hakimiyetine ve bir nevi bağımsız kanton yönetimine son vermek, bölgeyi kendi denetimi altında tutmaktır.

3) Güvenli bölgede görev yapacak olan TSK, burada bazı üsler de kurarak, askeri varlığını pekiştirecektir. Ankara buna, hem Suriye, hem de Ortadoğu-Körfez-Doğu Akdeniz bölgesindeki stratejisi ve oynamak istediği rol açısından önemsenmektedir.

4) Ankara son günlerde güvenli bölgenin Suriyeli mültecilerin geriye dönüşü için de taşıdığı büyük önemi vurgulamaya başlamıştır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ifadesiyle bu bölgeye 2, hatta 3 milyon sığınmacının yerleştirilmesi amaçlanıyor. Böylece Türkiye’deki mülteci sorununun da halledileceği umuluyor..

***

 Bu son noktada da akla bir dizi soru geliyor: Suriye’nin farklı yerlerinden gelen mülteciler o bölgeye gidip yerleşmeye razı olacak mı? Bu ayrıca oranın demoragrafik yapısını değiştirip, Arap-Kürt etnik sürtüşmesine ve gerginliklere yol açmayacak mı? O bölgeye gitmek istemeyen mültecilere ne söylenecek? Batı ülkelerinden destek gelmezse, Türkiye bu geri dönüş ve iskan işini de kendi başına mı yapacak?

Bu konular daha çok tartışılacak…