Moskova’nın rövanşı

Rus parlamentosunun G. Osetya ve Abhazya’nın bağımsızlığının tanınmasına yönelik olarak dün aldığı karar, “ayrılıkçılık” ve “toprak bütünlüğü” tartışmalarını gündeme getiriyor.
Parlamentonun iki kanadının bu kararı, aslında Gürcistan sınırları içindeki bu iki bölge yöneticilerinin 1990’ların başında ilan ettikleri bağımsızlığa hukuki bir nitelik kazandırmayı amaçlıyor.
Kararın kesinleşmesi için, Kremlin’in bunu onaylaması gerek. Gerçi Rus liderleri G. Osetya’daki çatışmalar sırasında, iki ayrılıkçı bölgenin bir daha Tiflis’in yönetimi altına girmeyeceğini açıkça söylediler ama, parlamentonun kararını hayata geçirmek için acele etmeyecekleri ve gelişmelerin akışına göre bir tavır alacakları anlaşılıyor.
Diğer bir deyişle, Moskova şimdi bu yeni kartını elinde tutup Batı’ya karşı kullanmaya çalışacak...

Kosova’ya karşılık...
Rusya’nın G. Osetya ve Abhazya’nın ayrılıkçı hareketine desteği yeni değil. Bu iki bölge Gürcistan’ın SSCB’den ayrılıp bağımsızlığına kavuşmasının ardından, Tiflis’ten ayrılmak istediklerini ilan etmişlerdi. Rusya Gürcistan’da ABD yanlısı bir yönetimin kurulmasından sonra, her iki bölgeye de askeri ve ekonomik desteğini artırdı, hatta yerel halka Rus pasaportu dağıttı.
Herhalde Tiflis’te Saakaşvili yerine, Rus yanlısı bir rejim işbaşında olsaydı, Moskova’nın Gürcistan’ın “toprak bütünlüğü” konusundaki tavrı da değişik olurdu. Tıpkı, Kosova‘nın bağımsızlığını ilan etmesi karşısındaki tavrı gibi... O olayda Kremlin, Sırbistan’ın “toprak bütünlüğü”nü savunmuş ve Kosova’daki “ayrılıkçılık” hareketine karşı çıkmıştı...
Batılı ülkelerin Kosova’nın bağımsızlığını tanıdığı günlerde, Moskova açıkça “Siz Kosova’nın bağımsızlığını tanırsanız, gün gelir biz de Abhazya’nın (ve G. Osetya’nın) bağımsızlığını tanırız” uyarısında bulunmuştu.
Bu bakımdan Rusya’nın G. Osetya ve Abhazya’nın bağımsızlığı yönünde attığı yeni adım, Kosova olayının bir “rövanşı” sayılabilir...

KKTC’ye gelince...
Prensipte -veya kâğıt üstünde- herkes “toprak bütünlüğü”nden yana ve “ayrılıkçılığa” karşıdır.
Rusya Federasyonu da, kendi bünyesindeki “hassas” bölgeler (Çeçenistan gibi) nedeniyle, bu prensipleri benimseyen bir devlettir. Moskova işine gelince aynı kıstasları “başkaları” için de titizlikle savunmaktadır... Kosova meselesinde olduğu gibi. Veya biz daha yakın bir örnek verecek olursak, Kıbrıs gibi...
Moskova Kıbrıs sorununda hep Rum tarafını desteklemiş, Türklerin ayrı bir varlık kurmasına karşı çıkmış, KKTC ile temas kurmaktan da çekinmiştir.
Oysa, Rusya’nın G. Osetya’da giriştiği askeri harekât, gerek bu bölgede gerekse Abhazya’daki ayrılıkçılığa verdiği aktif destek ve şimdi de bağımsızlığı tanıma kararı, kendi çıkarı söz konusu olunca, tamamen aksi yönde hareket edebildiğini gösteriyor.
Şimdiye kadar Rusya’dan sempati ve destek gören Kıbrıs Rumları için Moskova’nın Gürcistan meselesinde “toprak bütünlüğü”ne karşı “ayrılıkçı bölgeleri” tanıması kendi açılarından “kötü bir örnek” oluşturuyor. Tıpkı Kosova meselesinde Batı’nın da bu yeni devleti tanımasını kaygıyla karşıladıkları gibi...
YARIN: ORTADOĞU’DA YENİ DENGELER