Suudi Arabistan’da aralarında 11 prensin de bulunduğu 30’u aşkın üst düzey yöneticinin sürpriz bir emirle gözaltına alınması bu ülkede başlayan köklü bir değişimin işaretini veriyor.

Bu karar, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın başkanlığındaki Yolsuzlukla Mücadele Komitesi tarafından verildi. Gerekçe, bu önemli kişilerin ciddi yolsuzluklara bulaşmış olmasıdır. Bunda şaşırtıcı olan husus, Suudi Arabistan gibi bir ülkede dokunulmazlığı olduğu sanılan bu kadar nüfuzlu insanların böyle bir suçlamayla yakalanıp soruşturmaya
hedef olmalarıdır.

Halen hasta olan 81 yaşındaki Kral Selman bin Aziz’in oğlu Veliaht Prens Muhammed’in bu cesur hareketinde, ülkede yaygın olan yolsuzluklar konusundaki hassasiyetinin geniş payı var elbet. Ancak bunun yanı sıra başka önemli nedenlerin de bu kararda rol oynadığı görmezden gelinemez.

32 yaşındaki Veliaht, bu mevkiye getirildiği bu yılın başlarından beri ülkenin siyasal, sosyal ve ekonomik yaşamında bazı esaslı değişiklikler yapmaya kararlı olduğunu göstermiştir. Bu tutumu kendisini yönetimdeki muhafazakâr kadrolarla karşı karşıya getirmiştir.

Saray darbesi

Genç Veliaht son aldığı kararla üst düzeydeki muhaliflerine veya rakiplerine karşı kendi pozisyonunu sağlamlaştırmak ve iradesini hâkim kılmak istemiştir. Bu nedenle, bazı analistler son olayı bir “tasfiye” veya “saray darbesi” olarak da nitelendiriyorlar.

Veliaht son bazı konuşmaları ve kararlarıyla da Suudi Arabistan’ın siyasi, sosyal ve ekonomik yaşamında birtakım reformlar yapmak kararında olduğunu göstermiştir.

Siyasi alanda radikalizme karşı çıkan ve “dünyaya açılan bir İslam” anlayışını savunan Veliaht, sosyal alanda kadınların eşitliğinin sağlanması yönünde ilk adımları atmış, ekonomik alanda da ülkenin petrole bağımlılıktan çok kaynaklı bir sisteme geçişini öngören yeni bir vizyonu ortaya koymuştur.

Güç kavgası

Hafta sonunda bu değişim ortamında cereyan eden iki olay Riyad’ın dış politikasındaki yönelişine ışık tuttu.

Aslında bu iki olay da Suudi Arabistan ile İran’ın arasının giderek açıldığını ve bunun bölgedeki dengeleri sarsmakta olduğunu gösteriyor.

Birinci olayda, Yemen’de İran desteğindeki isyancı güçlerin Riyad’a fırlattığı bir balistik füzenin havada imha edilmesi, Riyad ile Tahran arasındaki karşılıklı kavgayı ve gerginliği tırmandırmıştır.

İkinci olayda, Riyad’a Suudilerle görüşmeler yapan Lübnan Başbakanı Saad el Hariri’nin Lübnan’da kendisine karşı Hizbullah’ın bir komplo hazırladığı gerekçesiyle istifa etmesi, bu zeminde de Riyad ile Tahran’ı birbirine düşürmüştür. Hariri, İran’ı, Suriye’den sonra şimdi Lübnan’a da -Hizbullah aracılığıyla- hâkim olaya çalışmakla suçluyor. İran ise Suudi Arabistan’ın ABD ile birlikte İran’a karşı cephe açtığını öne sürüyor.

Hasılı, bölgedeki karmaşaya şimdi yeni sürtüşmeler ekleniyor...