Geçtiğimiz cumartesi günü, Türkiye ile AB arasında 18 Mart 2016’da imzalanan sığınmacı anlaşmasının yıldönümüydü. Bu vesileyle Avrupalı liderler bu anlaşma sayesinde başta Suriye olmak üzere Ortadoğu’dan Avrupa’ya kitlesel göç hareketinin epey yavaşladığını belirttiler. Şu sırada Avrupa ülkeleriyle kriz yaşayan Türkiye’nin tepkisi ise farklı oldu: Türk yetkililer hükümetin bu anlaşmayı iptal edebileceği mesajını verdiler...

Aslında bir yıl önce dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu ile başta Şansölye Angela Merkel olmak üzere AB liderleriyle çetin müzakerelerden sonra imzalanan anlaşma, özellikle Ege’den Yunanistan’a ve oradan da Avrupa’ya yüz binlerce kaçak göçmenin akınını frenledi. İki komşu ülkenin NATO’nun da desteğiyle Ege Denizi’nde kurduğu sıkı kontrol daha önce Suriyeli sığınmacıların yaşadığı türden dramları büyük oranda azalttı.

Aksamalar var

Bu anlaşmanın daha çok mülteci akınından korkan Avrupa ülkelerinin işine yaradığı bir gerçek. Ancak Türkiye’nin bu anlaşmayla üstlendiği sorumluluk ve aldığı önlemler, 2015’te görüldüğü gibi, birçok göçmenin hayatlarını daha yolda kaybetmelerini veya perişan duruma düşmelerini önlemiştir.

Türkiye’nin, bu anlaşmayla insancıl bir rol oynarken, AB’den beklediği desteği tam görmediği de başka bir gerçek. Örneğin, kendisine vaat edilen mali yardımın şimdiye kadar az bir kısmı yerine ulaştı. Her kaçak mültecinin Türkiye tarafından “geri kabulü” karşılığında aynı sayıda sığınmacının Avrupa ülkelerine gönderilmesi de fiilen cüzi sayıda gerçekleşti.

Türkiye’yi asıl düş kırıklığına uğratan husus, anlaşmanın öngördüğü vizenin kaldırılması maddesinin hayata geçirilememesidir. Bunun terörle mücadele yasasına bağlanması, Ankara ile AB arasında insan haklarına ilişkin temel görüş farkına takılıp kalmıştır.

Onların günahı ne?

Hükümet yetkilileri özellikle son günlerde Almanya ve diğer bazı Avrupa ülkeleriyle tırmanan gerilim ortamında anlaşmayı iptal etmeyi düşündüklerini açıkladılar. Böyle bir kararın gerçekten alınıp alınmayacağı henüz belli değil. Bunun özellikle bugünlerde Avrupa’ya karşı duyulan öfkenin etkisi altında değerlendirilmemesi gerekir.

Ankara’nın Avrupa’ya karşı “mülteci kozu”nu oynama olanağına sahip olduğu düşünülebilir. Ancak yurtlarından kopan ve Türkiye’nin seve seve kucak açtığı bu zavallı insanların başkalarına karşı bir baskı aracı olarak kullanılması hiç doğru değil. Avrupalılara ders vermek veya onları cezalandırmak için, Türkiye’nin bu mültecilere Avrupa’ya çıkış kapısını gösterip onları tehlikeye atması, şimdiye kadar bu konuda izlediği insancıl politikaya tamamen ters düşer.

Sığınmacıları böyle bir amaçla “kullanmak” yerine, anlaşmanın doğru dürüst uygulanması için AB ile diyaloğu canlı tutmak daha akılcı bir davranış olur.

Etiketler