Skandalın sonuçları

Fransızların kısaca DSK diye adlandırdıkları IMF Başkanı Dominique Strauss-Kahn’ın gerçekten suçlu mu olduğu, yoksa bir tuzağa mı düşürüldüğü, yargılanması sonunda belli olacak. Ancak geçmişteki iki vaka, cinsel davranışlarıyla ilgili sicilinin pek temiz olmadığını gösteriyor.
DSK’nın New York’taki bir otelde temizlikçi kadına tecavüze yeltendiği suçlaması ile tutuklanması ve mahkemeye sevk edilmesi dahi, hem onun hayatını değiştirecek, hem de Fransa’nın siyasi kaderini ve de IMF’nin, hatta AB’nin geleceğini etkileyecek çapta bir olay.
Daha şimdiden olup bitenlerin DSK’nın kariyerini ve sosyal yaşamını mahvettiği söylenebilir. Suçsuz kabul edilse bile, IMF’deki işini sürdüremeyeceği gibi, gelecek yıl Fransa’da yapılacak başkanlık seçimlerine Sosyalist aday olarak katılması mümkün olmayacak. Suçluluğu saptanırsa, TV programlarıyla tanınan eşi Anne Sinclair’in kendisini affetmesi de herhalde çok zor olacak.
DSK gibi IMF başkanı sıfatını taşıyan önemli bir kişinin cinsel tecavüz girişimi iddiasıyla New York polisi tarafından yakalanıp gözaltına alınması, ABD’de adaletin bu gibi suçlarda diplomatik dokunulmazlık gibi ayrıcalıklar tanımadığını göstermesi bakımından da bir örnek oluşturuyor.
* * *
Bu skandalın Fransız siyasetine etkisi, Nicolas Sarkozy’nin yararına, buna karşılık 2012 seçimleri için büyük umutlar besleyen Sosyalistlerin aleyhinde gelişecek. Oysa daha geçen hafta yapılan anketler DSK’ya büyük şans tanıyordu. Yeni durum, Sosyalist Parti için büyük bir şok oluyor. Şimdi şans daha çok Sarkozy’ye gülüyor. Açıkçası bu, Türkiye açısından pek hoş olmayan bir gelişme.
IMF için de bu rezalet ciddi bir sorun yaratıyor. Şimdi 187 üyeli örgüt bir iktidar boşluğu yaşayacak. Hem de Avrupa odaklı küresel mali kriz ortamında. Bunun faturası Yunanistan gibi “sallanan” AB’nin euro bölgesi üyelerine çıkabilir.
Kuşkusuz IMF sonunda DSK’nin yerine yeni bir “patron” bulacak. Bunun için çeşitli isimler dolaşıyor. Kemal Derviş bunlardan biri. Bu da Türkiye için iyi bir haber...

Özer’in ardından...
Yıllar boyunca aynı odada birlikte uyum içinde çalıştığım sevgili dostum Özer Yelçe’yi dün toprağa verdik.
Özer, 1970’lerde henüz çiçeği burnunda genç bir gazeteci olarak “Milliyet”te Spor Servisi’nde çalışırken, gözünün Dış Haberler’de olduğunu hep söylerdi. O yıllarda benim başımda bulunduğum serviste bir yardımcıya ihtiyaç olunca, ilk aklıma gelen isim Özer Yelçe oldu.
Ona teklifi yaptığım zaman sevincinden havalara uçtu. Gerçi spora ve magazine de hevesli idi, ama dünya meseleleri, dış politika konuları onu daha çok çekiyordu.
Bu serviste başarılı olmak için gereken bütün niteliklere sahipti: Dünya olaylarına yakın ilgi, yabancı dil bilgisi, genel kültür, habercilik yeteneği, çalışkanlık ve sebat... Ayrıca onun çok güçlü bir insancıl yanı, esprisi, renkli kişiliği vardı...
Dış Haberler Servisi’ni devretmem söz konusu olunca, gene akla ilk gelen isin Özer Yelçe oldu.
Özer için gazetecilik, sadece bir meslek değil, bir tutku, bir idealdi. Gazeteden ayrıldıktan sonra da hayatı yazı ve kitap yazmakla, TV için program yapmakla geçti. Bu arada benim gazetecilik anılarımı Özer, o sürükleyici üslubu ile kaleme aldı. “Dünyanın Yazısı” başlıklı bu kitap çalışması, ikimizi eski güzel günler gibi tekrar bir araya getirdi...
Geçen cumartesi NTV radyosundaki müzik programının sonunda Özer “haftaya buluşmak üzere” diyordu. Heyhat. Haftaya onun alıştığımız o tok sesini duyamayacağız. Ama ondan kalan hoş seda hep kulaklarımızda, ona sevgimiz ve özlemimiz hep gönlümüzde olacak...