Türk, Rus ve İran liderlerinin katılımıyla yapılan Soçi Zirvesi, herhalde tarihe Suriye’nin geleceğini şekillendirmeye yönelik bir dönüm noktası olarak geçecek.

Bu toplantıyla, Suriye’de 7 yıldır süren amansız savaştan sonra nihayet “siyasi çözüm süreci”ne geçişin ilk adımları atılıyor.

Üç liderin bu konudaki prensip kararı, bazı temel unsurlar içeriyor: Suriye’nin toprak bütünlüğünün ve ulusal birliğinin korunması, yeni bir anayasanın hazırlanması
ve serbest seçimlerin yapılması gibi...

Soçi’deki mutabakatın diğer önemli bir unsuru da bu yeni süreçte yapılacak müzakerelere Suriye toplumunun çeşitli etnik ve mezhepsel gruplarının katılmasını öngören 2254 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararının da esas alınmasıdır...

“Şeytan detayda”...

Kuşkusuz şimdi önemli olan, Soçi’de varılan bu prensip mutabakatından sonra, pratikte “siyasi çözüm süreci”nin nasıl hayata geçirileceğidir.

Daha önceki bir yazımızda belirttiğimiz gibi, “şeytan detayda” misali, bu süreçte atılacak adımlar sırasında, taraflar arasındaki görüş ayrılıklarının ciddi zorluklar, hatta engeller çıkarması çok muhtemeldir.

Bunun ilk deneyimi, sürecin başındaki hazırlık çalışmalarında yaşanacaktır. Putin’in önerdiği Suriye Ulusal Diyalog Kongresi’nin nasıl oluşacağı, kimlerin buna dahil olacağı (veya olamayacağı) şimdiden ciddi bir anlaşmazlık konusu olarak görünüyor.

Prensipte kongreye -ve bu ayın sonunda yapılması belirlenen daha geniş katılımlı Cenevre Konferansı’na- rejim ile muhalefet temsilcilerinin katılması söz konusudur. Ama muhalifler kim? Teröristler onlardan nasıl ayırt edilecek? Esad yönetimiyle aynı masada olmak istemeyen muhalifler ne olacak?

Bu, daha sürecin başında karşılaşılacak olan pürüzlerden sadece biri, ama belki de en önemlisidir... En azından Türkiye açısından da
bu böyle...

Formül arayışı

Cumhurbaşkanı Erdoğan Soçi’deki ortak basın toplantısında da açıkça tekrarladı: “Türkiye eli kanlı terör örgütü PYD ile aynı masaya oturmayacak.”

Öyle anlaşılıyor ki Soçi’deki zirvede bu konuda bir konsensüs olmadı. Daha açık bir deyişle, Erdoğan siyasi sürece PYD/YPG’nin dahil edilmemesi konusunda ortak bir tavır sergilenmesi için Putin’i -ve Ruhani’yi- ikna edememiş.

Gerçi Putin Türkiye’nin bu husustaki hassasiyetini biliyor ve çekincesini de dikkate alıyor. Ama bu meselede bazı çalışmaların yapılmasını ve uzlaşıcı bir formülün bulunmasını istiyor.

Türkiye açısından kritik diğer bir konu, Cumhurbaşkanı’nın sık sık dile getirdiği Afrin sorunuyla ilgili olarak Erdoğan bu stratejik kentin mutlaka YPG’den temizleneceğini söylüyor. Soçi’de Putin’in bu konuda nasıl bir tavır aldığı bilinmiyor. Ancak bölgenin Rus askeri kontrolü altında bulunduğu dikkate alınırsa, Afrin’e karşı bu şartlarda tek yanlı bir operasyonun mümkün olup olamayacağı sorusu akla geliyor...

Kısacası, Soçi süreci uzun ve çetin bir yol olarak görünüyor...