Suriye’de sonun başlangıcı mı?

Suriye’de hemen hemen her gün birkaç kişinin güvenlik güçleri tarafından öldürülmesi o kadar olağan hale geldi ki, buna dair haberler artık medyada dahi yer almıyor.
Oysa komşu ülkede 6 aydan beri süren şiddet giderek tırmanıyor ve hatta yeni boyutlar da almaya başlıyor.
Gerçi Beşar Esad rejimi bir yandan bazı reformlar yapıyor görünüyor ama, diğer yandan giderek yayılan halk hareketini bastırmak için bütün gücünü amansızca kullanıyor.
Şimdiye kadar 2700 kişinin hayatına mal olan bu şiddet dalgasının yeni bir aşamaya girmekte olduğuna dair belirtiler var. Bazı bölgelerde rejimin halkın üzerine saldığı askerler arasında firar edenler ve isyancılara katılanlar var. Şimdi ilk kez ordu birlikleri içinde böyle bir çatlak ortaya çıkıyor.
Bunun dışında, şimdiye kadar sadece gösteri yapmak üzere sokaklara dökülen protestocuların bir kısmı silahlanıyor ve silah kullanmaya başlıyor.
Olaylar bu yönde tırmanmaya devam ederse, Suriye’nin -Libya gibi- bir iç savaşa sürüklenmesi olasılığı var. Bunun en tehlikeli yanı da, çatışmaların Sünnilerle Alevileri, Kürtlerle Arapları karşı karşıya getirmesidir.

‘Çok az, çok geç’
Bugün gelinen noktada halk hareketinin başında esas talep edilen siyasi reformlar ikinci plana düştü. Aslında Başkan Esad bu yönde bazı adımlar atmıyor değil. Ama bu artık muhalifler tarafından “çok az, çok geç” sayılıyor.
Yönetimin “provokatör” veya “terörist” olarak nitelendirdiği muhaliflere karşı uyguladığı aşırı şiddet ön planda yer alıyor. Şimdi durumun normalleşmesi için, Esad’ın bütün etrafı ile istifa etmesi şart koşuluyor...
Oysa Esad’ın hiç böyle bir niyeti yok. Kendisi hâlâ aşırı bir özgüven ve kibir içinde, yoluna devam etmekte ısrarlı.
Onu bu yönde cesaretlendiren iki faktör var: Birincisi, çevresindeki yöneticilerin ve askeri komutanların desteği ve Şam ile Halep’te durumun sakin olması; ikincisi ise, İran’ın -ve de Rusya’nın- ona arka çıkması...
Ülke içinde ve dışında Suriyeli muhaliflerin artan gücüne ve direnişine rağmen, Esad rejimi elindeki imkânları kullanarak ayakta kalma mücadelesini sürdürüyor.
Bu bakımdan bu aşamada Suriye’de Libya’dakine benzer bir sonuç beklenmiyor. Burada mücadele ve kanlı çatışmalar daha uzunca bir zaman alabilir...
Kaldı ki Libya’dan farklı olarak uluslararası topluluk Suriye’ye karşı askeri müdahalede bulunmak niyetinde değil. Ne ABD’nin, ne de Avrupa’nın böyle bir niyeti var. Rusya ve Çin ise, Suriye’ye karşı ekonomik yaptırım uygulamasına karşı çıkıyor. Nitekim Rusya bu hafta bu itirazını bir kez daha açıkça ilan etti.

Eylem zamanı
Türkiye ise şu sırada güney komşusuna karşı bir dizi yaptırım uygulamaya hazırlanıyor. Önümüzdeki günlerde Hatay’a gidecek olan Başbakan Erdoğan’ın bu planı açıklaması bekleniyor.
Halkı değil, ama rejimi hedef alan bu yaptırımların bankacılık, enerji, ulaşım gibi sektörleri içereceği, ayrıca daha önce üzerinde mutabık kalınan siyasi, ticari, askeri projelerin askıya alınacağı söyleniyor.
Bu, Türkiye’nin şimdiye kadar genelde karşı çıktığı yaptırım politikasında önemli bir değişikliğin işaretini veriyor.
Başbakan son demeçlerinde artık Esad’dan ümidi kestiğini belirtmişti. Artık kendisi de harekete geçmek zamanının geldiğine inanıyor. Yeter ki bu hareket Suriye krizinin sona ermesini hızlandırsın...