Suriye krizi böyle sürerse...

“Türkiye yüz binlerce Suriyeli mültecinin kendi topraklarına sığınmalarını insani bir şekilde sağlamıştır. Türklerin bu sığınmacılar için kurdukları kamplar, yeterince para sağlandığı takdirde, neler yapılabileceğini gösteren bir modeldir. Ancak Türkiye’nin, artarak devam etmesi muhtemel olan mülteci akınının bedelini tek başına ödeme lüksü olmadığı gibi, kendisinden böyle bir şey beklemek de doğru değildir”...
Bu cümleler, Uluslararası Kriz Grubu’nun (ICG) dün yayınladığı Suriye ile ilgili bir raporda yer alıyor. Dünyanın en etkin sivil toplum kuruluşlarından biri olan ICG, bu 43 sayfalık raporunda Suriye krizinin Türkiye için yarattığı sonuçları ve özellikle mülteciler meselesini etraflıca inceliyor.
Rapordaki tespitler ve rakamlar, bu konudaki insancıl tutumu övülen Türkiye’nin nasıl ağır bir sorumluluk yüklendiğini ortaya koyuyor: Şu anda Türkiye, ülkelerinden kaçan 450.000 Suriyeliyi barındırıyor. Hükümetin bunları geçici olarak yerleştirmek için harcadığı meblağ ise bir ile bir buçuk milyar dolar arasında tahmin ediliyor.
***
Türk yetkililer komşu ülkedeki iç savaştan veya zulümden kurtulmak için Türkiye’ye akın eden insanlara el uzatmayı bir insanlık görevi saydıklarını her vesile ile söylüyorlar. Ancak bunun faturasının astronomik rakamlara ulaşması karşısında Ankara, bu sorumluluğun başkaları tarafından da paylaşılması gerektiğini vurguluyorlar.
ICG Raporu bu noktayı ele alıp, diğer ülkelerin de bu yükü paylaşmalarını istiyor. Genelde ICG Raporları, çeşitli devletlerin ve uluslararası kuruluşların üst makamlarına ulaşır ve ses verir. Bakalım şimdiye kadar pek yankı bulmayan Ankara’nın çağrılarına, bu kez Uluslararası Kriz Grubu’ndan yükselen bu sesin nasıl bir katkısı olacak...
***
Raporun Suriye’deki iç gelişmelerle ilgili değerlendirmelerinden çıkan sonuç hiç de iç açıcı değil. Bu çatışma durumunun daha aylar -belki de yıllar- sürmesi olasılığından söz ediliyor.
Tabii bu, Suriye’deki gelişmelerden direkt etkilenen Türkiye için de kötü bir haber.
Mülteciler meselesi, etkileri gözle görülen cinsten. Dışarıdan doğru dürüst bir katkı gelmezse, Türkiye sürekli artan bu yükü (ki rapora göre sığınmacı sayısı iki veya üç misli artabilir) tek başına mı çekecek? Bu sorunu halletmenin bir yolu, Suriye’nin Türk sınırına yakın bölgesinde, mülteci kamplarının kurulmasıdır. Ancak ICG raporu, bunu “güvenlik faktörleri” nedeniyle pek mümkün görmüyor. Sizin anlayacağınız Türkiye bu sorunun yan sonuçlarına uzunca bir süre katlanmak zorunda kalacak...
Bu, “Suriye faturası”nın sadece bir yüzü. Ekonomik alanda Suriye’deki olaylar nedeniyle Türkiye’nin ticaretten turizme ve nakliyata kadar uğradığı kayıplar ortada. Siyasi bakımdan da “halktan yana” gibi ilkesel bir tavırla muhalefeti destekleyen Ankara’nın Esad rejiminin kısa zamanda devrileceği beklentisi tutmadı.
Daha önemlisi, Suriye komşularla “sıfır sorun” stratejisi için kötü bir sınav oldu. ICG’nin tavsiyesi şu: Türkiye, Suriye sorununun kısa zamanda halledileceğine inanmaktan vazgeçmeli, taraf olarak hareket etmekten çekinmeli ve müzakere yolu ile çözüm arayışını desteklemelidir...