Türk-İsrail ilişkileri aynı noktada

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Ukrayna ziyareti sırasındaki basın toplantısında, Türk-İsrail ilişkilerine de değindi ve İsrail “özür dileme, tazminat ödeme ve Gazze ablukasını kaldırma” şartlarının hepsini yerine getirmedikçe, ilişkilerin normalleşmesinin imkânsız olduğunu söyledi.
Bu konu, son zamanlarda özellikle ABD’nin ve bazı Avrupa ülkelerinin, iki tarafı uzlaştırmak için diplomatik çabalar harcadıklarına dair haberler üzerine gündeme geldi. Ancak Başbakan demecinde Türkiye’nin ancak İsrail’in bu üç şartı birden kabul etmesi halinde arabuluculuğa “evet” diyebileceğini, aksi halde bu tür çabaların boşa çıkacağını belirtti...
Şimdiye kadar Batılı diplomatların yaptığı girişimlerden İsrail’in bu “paket” şeklindeki şartları kabul etmemesi nedeniyle sonuç çıkmadığı ortada. Anlaşılan Mavi Marmara olayı için resmi “özür” şartı üzerinde bir ilerleme olmuş. Bu, diplomatik dilde, uygun bir terim bulma hüneri ile ilgili... Tazminat konusunda da zaten baştan beri fazla bir zorluk yok gibi. Ama üçüncü şart esas anlaşmazlık konusu oluyor. İsrail bunu ikili ilişkilerin dışında, doğrudan Filistin meselesi ile ilgili bir konu olarak görüyor. Dolayısıyla Gazze ablukasının kaldırılmasını, iki ülke arasındaki kesik diplomatik ilişkilerin yeniden kurulması için bir ön şart olarak kabul etmiyor.

Başbakan’ın bu sözleri söylediği saatlerde, İstanbul’da Kültür Üniversitesi’nde bir grup İsrailli eski diplomat ve akademisyen ile yapılan bir toplantıda da bu mesele konuşuluyordu.
Üniversitenin “Global Politik Eğilimler Merkezi” (GPPOT) tarafından Türk akademisyenlerin, emekli subay ve diplomatların da katılımıyla düzenlenen bu toplantıda, Arap Baharı ve Suriye krizinin ışığında, Türk-İsrail ilişkilerinin geleceği tartışıldı.
İsrailli konuşmacılar, Netanyahu hükümetinin tutumundan farklı görüşler sundular ve İsrail’in Ankara ile ilişkilerin düzelmesi için daha büyük çaba harcaması gerektiğini söylediler. İsrail’in “Bölgesel Dış Politikalar Enstitüsü” (MİTVİM) direktörü Nimron Goren, Arap Baharı’ndan sonraki gelişmelerin, Türkiye ve İsrail arasında bir yakınlaşma için fırsat olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. İsrail kamuoyunun da Türkiye ile yeniden dostluğun kurulmasını arzu ettiğini belirtti. Nitekim başında bulunduğu kurumun yaptığı kamuoyu araştırmasına göre, ilişkilerin normalleşmesi için İsrail’in adım atmasını arzu edenlerin oranı yüzde 79’u, bu amaçla İsrail’in özür dilemesi gerektiğini düşünenlerin oranı da yüzde 54’ü buluyor.
İsrail’in önde gelen eski diplomatlarından Alon Liel ise sunumunda, esas engelin “özürden çok Gazze şartı” olduğunu ve bunun Filistin sorunu ile ilgili bir sorun olduğunu söyledi. Alon’un görüşüne göre, İsrail bu alanda bazı adımlar atmak durumunda. Bu yılın sonunda BM’de Filistin devletinin tanınmasının kesinleşmesi olasılığı büyük ve bu, İsrail’i politikasını yeniden gözden geçirmek zorunda bırakacak.

Arap Baharı’nın Türk-İsrail ilişkilerine şimdiye kadar herhangi bir etkisi olmadı. Alon Liel, Suriye krizinin Türkiye ile İsrail’in işbirliği yapması gereken bir noktaya doğru gittiğini, bunun iki ülkenin de yararına olacağını düşünüyor.
Ne var ki, iki tarafı da şu anda tutumlarını değiştirmeye itecek güçlü bir motivasyonu yok.
Esas mesele de bu. İki hükümet de, ilişkilerin kesik olmasından karşı tarafın daha çok zarar gördüğü ve ona fazla ihtiyacı bulunmadığı kanısında.
Tabii konu o kadar basit değil. Hele Ortadoğu’daki büyük çalkantılar ortamında...
Ama aynı tutumda ısrar edildiği sürece ilişkilerde bir değişiklik beklememek lazım.