Türkiye için sıkıntı ve açmaz...

GÜRCİSTAN Cumhurbaşkanı Saakaşvili’nin 7 Ağustos’ta G. Osetya’ya saldırmakla işlediği “tarihi hata”nın bir faturası da Türkiye’ye çıkıyor.
Rusya’nın bu fırsatı önceden de planladığı şekilde kullanması sonucu bölgede ve uluslararası ilişkilerde ortaya çıkan yeni konjonktür, açıkçası, Ankara’yı büyük sıkıntılarla ve açmazlarla karşı karşıya getiriyor.
Tabii Ankara Gürcistan’la enerjiden savunmaya kadar çeşitli alanlarda sıkı işbirliği kurarken, Saakaşvili’nin bir gün aniden G. Osetya’ya karşı askeri harekâta girişeceği ve bunun bölgesel ve küresel dengeleri altüst edeceği hesapta yoktu.
Gerçi son zamanlarda Gürcü liderin, ABD ile sıkı bağlarına güvenerek, G. Osetya’yı tekrar denetimi altına almak istediğine dair işaretler geliyordu. Ankara da bunun farkındaydı. O kadar ki, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, son olarak Kars’ta Saakaşvili ile görüşmesinde, bu konuda uyarmış ve kendisine sağduyulu davranmasını tavsiye etmişti...
Eğer bu telkinleri dikkate alsaydı, herhalde bugünkü kritik noktaya gelinmezdi...

İki ateş arasında

Gürcistan krizi bugün artık yerel bir çatışmanın sınırlarını aşmış ve uluslararası boyutlar almış bulunuyor.
Bu coğrafyada bulunan bir aktör olarak, Türkiye olup bitenlerden en çok etkilenen ülkelerden biri.
Ankara bu meselede Batı ile Rusya arasında sıkışıyor. Türkiye, ABD’nin yakın müttefiki, NATO üyesi ve AB ile katılım sürecinde... Ama aynı zamanda Rusya ile enerjiden ticarete ve turizme kadar birçok alanlarda sıkı bağları var.
Şu sırada Batı ile Rusya arasında -neredeyse Soğuk Savaş dönemini anımsatan- gergin bir hava esiyor. İki taraf da birbirine meydan okurken ve kendi nüfuz alanlarını pekiştirmeye yönelik önlemler alırken, 

Türkiye arada kalıyor...

Türkiye’nin coğrafi konumu da zorluk yaratıyor. Örneğin, yabancı savaş gemilerinin Boğazlar’dan geçmek istemesi gibi... Ankara, Montrö Antlaşması’nı “harfiyen” uygulamaya gayret ediyor. Bu, başkalarının hoşnutsuzluklarına yol açsa da...
Türkiye 1990’lardan beri bir “enerji koridoru” olmak için çok çaba harcadı. Ve bunda önemli kazanımlar da elde etti. Örneğin Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı gibi. Son çatışmalar, bu hattın geleceği üzerinde ciddi kaygılar yarattı. Aslında Rusya son çatışmalardan sonra sağladığı stratejik avantajını, rakip gördüğü projelere karşı da (Nabucco projesi gibi) kullanabilir. Bu da tabii Türkiye için büyük bir sıkıntı...
* Batı ile Moskova arasında gerginlik arttıkça, Türkiye kendisini ne “İsa’ya ne Musa”ya yaranamayan bir noktada bulabilir. Türk diplomasisi kriz süresince “dengeli” davranmaya özen gösterdi. Örneğin NATO’nun bölgeye Awacs uçaklarının gönderilmesine karşı çıktı. Bu dengeleri her olayda sağlamak oldukça zor...

Çelişkili durum

Rusya’nın G. Osetya’nın ve Abhazya’nın bağımsızlığını tanıması, farklı bir yönden Türkiye’yi bir açmaza itiyor. Türkiye, “toprak bütünlüğü” prensibini her zaman destekliyor. Türk hükümeti Gürcistan için de bu ilkeyi savundu. Ama bu ülke artık bölünmüştür ve geriye dönüş imkânsızlaşmıştır...
Kuşkusuz Ankara bu prensibi savunurken, kendi çıkarları açısından tehlikeli gördüğü tüm ayrılıkçı akımları (bu arada Kuzey Irak’taki oluşumu) göz önünde bulunduruyor. Kafkasya’da da Dağlık Karabağ için de aynı şey söz konusu.
Oysa Ankara, Kosova’nın bağımsızlığını hemen tanıyan ülkelerden biri. Ayrıca (yarın daha ayrıntılı şekilde ele alacağımız) KKTC’nin de şimdi G. Osetya ve Abhazya ile benzetilen durumu var. Bu çelişkiler de sıkıntı yaratıyor.
Başbakan Erdoğan, savaşın tam ortasında, bir Kafkasya ittifakı veya platformu fikrini ortaya attı. O zaman da yazdığımız gibi, bu 1990’ların projesiydi. Bu kez onu toz duman arasında tekrar sunmak hem “çok geç”, hem de “prematüre” idi...
Ankara bu konudaki çabalarını sürdürmek niyetinde, ama doğrusu “dinleyen” olsa dahi, bu fikri şu kritik dönemde hayata geçirme olasılığı çok zayıf görünüyor. Ama belki de hükümet bu şekilde halen Kafkasya’da oynanmakta olan “büyük oyun”da görünmekte yarar görüyor...

DİĞER YENİ YAZILAR