Türkiye için zorluklar ve fırsatlar

Eklenme Tarihi21.06.2018 - 23:39-Güncellenme Tarihi22.06.2018 - 1:12

Geçen salı günkü yazımızda, başta Başkan Trump’ın açtığı ticaret savaşı olmak üzere, dünya siyasetinde ve ekonomisinde cereyan eden son gelişmelerin uluslararası dengeleri değiştirmekte olduğunu yazmıştık.

Bu verilere göre, dünya düzeninde şöyle yeni bir trend ortaya çıkıyor: Son yıllarda yaygınlaşan liberalleşme ve küreselleşme akımına karşı, himayeci ve milliyetçi politikalar rağbet görmeye başlıyor... Trump Amerika’sı tek yanlı hamlelerini sadece Çin’e karşı değil, Meksika ve Kanada gibi yakın komşularına ve Avrupa müttefiklerine karşı da yöneltmekten çekinmiyor... Bir dizi gelişme Trans-Atlantik blokunda ciddi bir gedik açtı: ABD ile Avrupa’nın arasında (“göze göz, dişe diş” derecesinde) bir ayrışma ortaya çıktı... Avrupa Birliği’nde de birçok meselede kendi içinde çatlaklar beliriyor...

Zarar-yarar hesabı

Bu gelişmeler Türkiye’yi nasıl etkileyecek? Türk dış politikası bu yeni trendler karşısında nasıl bir yol izleyecek?

Etki bağlamında söylenebilecek şey, dünya düzeninde görülen değişikliklerin Türkiye için bir yandan zorluklar, diğer yandan da fırsatlar yarattığıdır.

Dış politikanın yönelişi bağlamında söylenebilecek şey ise bu yeni trendi şimdiden çok yakından izlemekte ve gereken ayarları zamanında yapmakta büyük yarar olduğudur.

Ankara’da ilgili resmi makamların bunu yapmakta oldukları kuşkusuz. Buna diğer çevrelerin, ekonomi ve uluslararası ilişkiler uzmanlarının da katkıda bulunması iyi olur...

İlk bakışta dünya ekonomik düzenindeki gelişmeler, yeni himayeci uygulamalar ve “ticaret savaşı” diye anılan yeni sürtüşme, Türkiye için de sıkıntı yaratabilecek bir gelişmedir. Kalkınan Türkiye’nin önemli ticaret partnerleriyle daha yoğun ilişkilere, daha çok dış yatırımlara ve teknolojik desteğe ihtiyacı vardır. Himayeci ve muhafazakâr bir dünya ekonomik düzeninde bunları sağlamak zorlaşır. Karşılıklı misillemeler ticarette ve ekonomide belirlenen yüksek hedeflere ulaşma şansını zayıflatır.

Bu durum karşısında yeni dış ticaret stratejilerinin geliştirilmesi, partnerlerin çeşitlendirilmesi ve çoğaltılması, ayrıca Türk ekonomisinin köklü bazı yapısal değişikliklerle güncelleştirilmesi gerekir...

“Çok boyutlu” ilişkiler

Siyasi alanda gene yukarıda kısaca hatırlattığımız bazı son gelişmeler, Türkiye’nin “çok boyutlu dış politika” konseptini bu kez Batı ile ilişkiler bağlamında- gündeme getiriyor.

“Trans-Atlantik çatlak” diyebileceğimiz durum, aslında Türkiye için bazı fırsatlar yaratabilir. Bu, Ankara’nın Amerika ile Avrupa arasında bir tercih yapması, birine doğru kayarken, diğerine karşı cephe alması anlamına gelmemeli tabii...

Bunun için sistematik bir tutum almak da gerekmez. Aksine, “case by case” yani konulara göre bir pozisyon alınabilir. Zira öyle konular veya meseleler var ki Türkiye’nin çıkarları Batı içindeki uyuşmazlıklarda, taraflardan biriyle birlikte hareket etmeyi gerektirir.

Bu esneklik, Batı’dan ve onu oluşturan ülkelerden uzaklaşmayı veya kopmayı da gerektirmez. Önemli olan, rasyonel ve dengeli bir tavırla birlikte diplomatik ve uzlaşıcı üslubun korunmasıdır.

Etiketler