Unutulan açılım

Sahi, dış politikadaki “çok sıcak” konular arasında, “buzdolabı”na konulan Ermenistan açılımı unutuldu gitti. Neyse ki ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın, bizim basına daha çok Erivan’daki Soykırım Anıtı’nı ziyaretinin fotoğrafı ile yansıyan Ermenistan ziyareti, yarı yolda stop eden bu “açılım”ı hatırlatmış oldu...
Gerçekten yoğun diplomatik çabalardan sonra imzalanan iki protokolün geçen nisanda askıya alınmasıyla bütün temaslar kesildi. Oysa bu anlaşma sayesinde iki komşu ülke arasında sınırlar açılacak, diplomatik ilişkiler kurulacak, ayrıca iki tarafı birbirine düşüren soykırım iddiası gibi meselelerin çözümü için gerekli mekanizmalar oluşturulacaktı. Ankara’nın, Azerbaycan’dan gelen tepkiler üzerine Yukarı Karabağ sorununun çözümü şartını koşması, ciddi bir anlaşmazlığa ve sonuçta protokollerin askıya alınmasına yol açtı.
O zamandan bu yana Karabağ sorununun çözümünde gözle görülür bir ilerleme olmadı. Dolayısıyla protokoller buzdolabında kaldı, Ankara ile Erivan arasındaki ilişkilerin normalleşmesi süreci de tıkanıp kaldı.

Tehlike işareti
İlk bakışta, bunun Türkiye’ye ne zararı var, diye sorulabilir. Şimdilik yok. Ama açıkçası Washington’dan bazı kötü sinyaller geliyor. ABD Kongresi, Ermeni soykırımı tasarısını yakında tekrar ele alabilir. Geçen nisanda atlatılmış olan tehlike bu kez daha ciddi şekilde geri gelebilir. İki sebepten: Birincisi, İsrail lobisinin Türkiye’ye kızgınlığı nedeniyle Ermeni yanlılarının safında yer almaya başlaması. İkincisi de, ABD’nin önümüzdeki kasım ayında yapılacak kısmi Kongre seçimlerine hazırlanması...
Unutulan Ermenistan açılımının izdüşümü bakın nerelere uzanıyor. Eğer gerçekten Kongre’de “uyuyan” soykırım tasarısı tekrar gün ışığına çıkarsa, “unutulan” Ermenistan açılımı da gene hatırlanacaktır...
Aslında Hillary Clinton da Erivan’daki konuşmasında Ankara’ya bir hatırlatma yaptı: Protokollerin hayata geçirilmesi için Ermenistan’ın harcadığı çabaları övdü ve “Şimdi top diğer tarafta” dedi.
Bu, Bayan Clinton’ın Erivan’ı ziyaretinde verdiği mesajlardan biri. Diğer bir mesaj da, Erivan’daki Soykırım Anıtı’nı ziyaretiyle ilgili.
Bakan henüz yola çıkmadan, ABD’deki Ermeni kuruluşları ziyaret programına mutlaka bu anıtın dahil edilmesi için büyük faaliyet gösterdiler. Yönetimin bu seçim yılında görmezlikten gelemeyeceği bir talep bu.
Bayan Clinton işi “diplomatik” biçimde idare etti: Anıtı ziyaret etti; ama basına önceden haber vermedi. Erivan’daki ABD Büyükelçiliği kısa açıklamasında bu ziyareti “özel” olarak nitelendirdi; ama Anıt’a konulan çelenkte “ABD Dışişleri Bakanı” ibaresi yazıldı...

Ne şiş yansın, ne kebap
Yani böyle bir ince ayarla Amerikan diplomasisi hem Türkiye’yi -ve Azerbaycan’ı- rahatsız etmemeye, hem de ABD’deki Ermeni kuruluşlarını -ve Ermenistan’ı- memnun etmeye çalıştı...
Clinton aynı şekilde Yukarı Karabağ meselesinde de tarafların kabul edebileceği bir tavır sergiledi: Gerek Erivan’daki gerekse Bakü’deki konuşmalarında, bu sorunun kuvvet kullanarak veya tehditle değil, barışçı yollardan çözümlenmesi gerektiğini, ABD’nin de buna yardımcı olacağını söyledi.
Bunlar güzel, anlamlı sözler. Ancak pratikte Karabağ sorununun çözümünü ne kadar sağlar? İki tarafın askerleri arasında çatışmaların sıklaştığı bir ortamda, ufukta bir çözüm ışığı görünmüyor doğrusu.
Bu durumda Ankara’nın “açılım” projesi de daha uzunca bir süre buzlukta kalacak galiba...