Yanı başımızdaki dinamit

Eklenme Tarihi04.09.2018 - 1:30-Güncellenme Tarihi03.09.2018 - 22:44

Yanı başımızda bir dinamit her an patlamaya hazır duruyor...

Günlerden beri dünya, Suriye’nin İdlib bölgesinde, küresel boyutlar alabilecek olan bir silahlı çatışmanın çıkması endişesi içinde yaşıyor.

Böyle bir çatışma için şartlar müsait...

* Suriye ordusu bölgeyi “teröristlerden” temizlemek için “büyük taarruz”a geçmeye hazır. Esad rejimi böylece “cihatçılar”ın son kalesi olan bu bölgeyi de kendi hâkimiyeti altına almayı amaçlıyor.

- Uluslararası topluluğun da (Türkiye dahil) “terörist” saydığı El Nusra Cephesi Suriye ordusuna karşı direnmeye kararlı. Binlerce “cihatçı” savaş pozisyonunu alıyor.

- Rusya ve İran, Esad rejiminin İdlib’den teröristlerin tasfiye edilmesine yönelik stratejisini destekliyor. Rusya bu desteğini, Doğu Akdeniz’de büyük bir hava ve deniz gücü gösterisiyle ortaya koyuyor.

- ABD Esad güçlerinin İdlib operasyonunda kimyasal silah kullanacağı “istihbaratı”na dayanarak, şimdiden savaş gemilerini Doğu Akdeniz’e sevk ediyor. Bu da Rusya ile ABD arasında bir sıcak çatışma riski yaratıyor.

- Türkiye bu gerilimi yatıştırmaya ve İdlib meselesine barışçı bir çözüm bulmaya çalışıyor. Ama bu arada da İdlib’deki çatışmasızlık misyonuyla ilgili mevzilerini takviye ediyor...

Savaş mı, barış mı?

Askeri hazırlıklara paralel olarak son günlerde yoğunlaşan diplomatik girişimler, ani bir çatışma olasılığını zayıflatmış görünüyor. “Astana Üçlüsü”nün (Türkiye, Rusya, İran) önümüzdeki cuma günü Tahran’da gerçekleştireceği Zirve’ye kadar askeri alanda bir hareket beklenmiyor.

Esad yönetimi, son aylarda elde ettiği askeri kazanımlarla ülkesinin geniş bir kesiminde tekrar egemenliğini kurmayı başarmıştır. Bunu Rusya ve İran’ın desteğiyle yaparken, çoluk çocuk çok sivil ölmüş, çok acı yaşanmıştır. Çok sayıda “cihatçı” grupların toplandığı İdlib bölgesinin aynı şekilde “temizlenmesi”nin daha da vahim insani dramlar yaratacağı açıktır. Burada teröristler ile siviller, cihatçılar ile muhalifleri birbirinden ayırmak çok zordur. Bu nedenle İdlib’e girişilecek “büyük taarruz” bu bölgeyi bir kan gölüne çevirecek, yüz binlerce insanın göç etmesine yol açacaktır.

Öyle anlaşılıyor ki diplomatik girişimler en azından şimdilik bu gerçeğin anlaşılmasını sağlamış bulunuyor. Ama açıkçası, bu, İdlib’in teröristlerden temizlenmesi ve bölgede Suriye egemenliğinin yeniden kurulması ihtiyacından ve amacından vazgeçildiği anlamına gelmiyor.

Nasıl bir formül?

İdlib sorununun savaşla halledilmesi ne kadar sakıncalı ise barışçı yollardan çözümlenmesi de o kadar zor görünüyor.

“Cihatçılar”ın silahları bırakması, Esad rejimini kabul etmesi ve kendi ideolojik hedeflerinden vazgeçmesi mümkün değil. İdlib’deki radikal güçlerin topyekûn yok edilmesi de imkânsız.

Buna rağmen diplomasi yoluyla meselenin halli için bir formül bulunabilir mi?

Şimdiki çabalar bu yönde. Bu “Astana Üçlüsü”nün rolü ve kabiliyeti açısından bir sınav niteliğini taşıyor.