Yaptırım mı, yatırım mı?

Kaşıkçı krizinin ilk günlerinde dünyada duyulan büyük infial ortamında, Suudi Arabistan’a karşı en sert yaptırımların uygulanması lehinde bir hava esiyordu.

ABD’de özellikle Kongre’den, medyadan ve sivil toplum kuruluşlarından bu yönde sesler yükseliyordu. Avrupa’da Almanya ve Fransa başta olmak üzere, birçok ülkede buna benzer tepkiler görülüyor, hatta iktidardaki liderler açıkça Riyad’a karşı siyasi ve ekonomik tedbirler alınabileceğinden söz ediyordu...

(Burada bir parantez açıp, Kaşıkçı cinayetinde Rusya ve Çin’in sessiz kaldığını hatırlatmak gerek.)

Geçen hafta Suudi Arabistan’da düzenlenen ve “Çöl Davos’u” diye adlandırılan uluslararası Forum, yaptırımlarla ilgili olarak ifade edilen niyetler için bir test oldu. ABD dâhil, birçok devlet bu Forum’a üst düzey temsilciler göndermeyeceklerini bildirdiler. Ama bu çıkış Forum’un Suudilerin lehinde sonuçlanmasını engellemedi. Forum’a dış ülkelerden yüzlerce kişi katıldı ve en önemlisi ABD’den Fransa’ya, Rusya’dan Çin’e kadar birçok ülkeyle Suudiler arasında toplam 56 milyar dolar tutarında anlaşmalar imzalandı.

Birçok başkentten Riyad’a karşı yaptırım tehditleri gelirken, “Çöl Davos’u”nda dev yatırım projelerine imza atılmış oldu...

‘İş iştir’

Bu durum uluslararası camianın böyle bir olayda “ahlaki” değerlere göre hareket edeceğini ve Riyad’a karşı cezalandırıcı tedbirleri alacağını ümit edenler için hayal kırıcı oldu. Ne var ki gerçek, uluslararası ilişkilerde “çıkarların” belirli bir rol oynadığıdır.

Suudi Arabistan’daki Forum, bir kez daha sadece iş adamlarının değil, siyasetçilerin de tekrarladığı “İş iştir” (“Business is business”) teriminin revaçta olduğunu göstermiştir.

Gerçi şu anda soruşturma devam ettiği için sonuçta Kaşıkçı cinayetinin esas sorumlularının kim olduğu belli değil. Çıkacak sonuca göre, Riyad’a karşı ne gibi bir yaptırım uygulanacağı, hatta yaptırım uygulanıp uygulanmayacağı da meçhul. Ancak ABD başta olmak üzere birçok ülkenin Suudi Arabistan’la vazgeçemeyecekleri stratejik ve ekonomik çok önemli çıkarları var. Dolayısıyla, bu meselede Riyad ile ilişkilere fazla zarar verecek bir eylem beklememek lazım...

‘Kazan-kazan’

“İş iştir” anlayışının uluslararası ilişkilerde olumlu sonuçlar yarattığı ve siyasi havayı yumuşattığı haller de vardır.

Bunun son bir örneği Türk-Alman ilişkilerinde yaşandı.

Geçen hafta Alman Ekonomi Bakanı Altmaier’in başkanlığında bir iş adamları heyetinin Türkiye ziyareti, iki ülke arasında ekonominin çeşitli sektörlerinde yeni iş birliği kapılarını açtığı gibi, siyasi yakınlaşma yolunu da açtı.

Son zamanlarda Ankara ile Berlin arasında siyasi uyuşmazlıklardan kaynaklanan gerilime son verilmesi için en iyi çare de bu olsa gerek. Nitekim Ankara’daki görüşmeler her iki tarafın “kazan-kazan” anlayışıyla hareket ettiğini ortaya koydu.

Şimdi siyasi gerginliklerin ekonomik bağları zayıflatması yerine, güçlenen ekonomik iş birliğinin siyasi havayı normalleştirmesi umudu var.