Yeni bir NATO’ya doğru...

“BU sadece 60 mum yakacağımız bir yaş günü partisi olmayacak. Bu vesileyle bundan sonra sağlıklı olarak hayatta kalmanın yollarını arayacağız...”
NATO bugün, kuruluşunun 60. yıldönümünü Fransa-Almanya sınırındaki Strasbourg ve Kelh kentlerinde düzenlenecek iki günlük bir “zirve”de kutluyor.
Geçenlerde Brüksel’deki NATO merkezinde görüştüğümüz üst düzey bir yetkilinin dediği gibi, bu zirvenin amacı 60. yaş gününün keyfini sürmekten çok, bugünden itibaren üye sayısı 28’i bulacak olan örgütün ne yapacağını belirlemektir.
Aslında NATO’nun 60 yaşına gelmesi, kutlanmaya değer bir olay. Soğuk Savaş henüz başlarken kurulan ve günümüze kadar yaşayan başka bir savunma örgütü yok. NATO’ya karşılık olarak kurulan Varşova Paktı Sovyetler Birliği’nin tarihe karışmasıyla birlikte yok oldu. Aynı şekilde Soğuk Savaş döneminde kurulan bölgesel paktlar da dağıldı.
Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra, NATO’nun da yaşamaya devam edip etmeyeceği çok soruldu. Ne de olsa artık “hür dünya”ya saldıracak veya askeri tehdit oluşturacak bir “düşman” yoktu.
NATO, Soğuk Savaş’tan sonra, dağılmadı. Varlığını sürdürürken de, açıkçası kendisine yeni görevler ve roller aradı. Bunları bulmakta da pek zorluk çekmedi. Çünkü 1990’larda eski “güvenlik riskleri”nin ve tehditlerin yerini yenileri alıyordu.

Yeni misyonlar
BU yeni şartlar, NATO’nun direkt bir “düşman” olmadığı bir zamanda hayatta kalmasını sağladı. Ama ne ilginçtir ki, Soğuk Savaş döneminde, “düşman”a bir kurşun sıkmadan sadece “caydırıcı” gücüyle karşı koymayı başaran NATO, bu kez, niteliği ve sınırı pek de belli olmayan “tehditlere” karşı fiilen askeri gücünü kullanmak zorunda kaldı.
NATO 1990’lardan itibaren ve 21, yüzyılın başında, Soğuk Savaş döneminden çok farklı tehditlerle ve sorunlarla mücadele etmeye başladı. Bosna’dan Sudan’a, Kosova’dan Afganistan’a kadar dünyanın çeşitli bölgelerinde “savaş ve barış misyonları” üstlendi... Ayrıca Asya ve Afrika’da “insani yardım” kampanyalarına öncülük yaptı, hatta açık denizlerdeki korsanlarla mücadeleyi görev saydı...
Tabii bütün bunları yaparken, NATO’nun eski misyon anlayışı ve hatta kimliği de değişiyor. Son yıllarda NATO, “alan dışı” (out of area) misyonlar yükleniyor, faaliyetini başka kıtalara kadar uzatıyor. Tehdit algılaması artık eskisi gibi, “konvansiyonel silahlarla saldırı” konseptine dayanmadığı için, NATO şimdi (Afganistan’da olduğu gibi) terörle mücadele etmek, militanlarla savaşmak zorunda kalıyor. Bu arada gene kendi alanı dışındaki ülkelerde barışı “koruma” ve hatta “barışı kurma” görevlerini üstleniyor.

Farklı koşullar
NATO hangi kıstaslara göre faaliyetini sürdürecek? Hangi amaçlarla nerelere kadar uzanacak?
NATO, bu soruların cevaplarını netleştirmek zorunda. Aksi halde pusulası olmayan bir gemi gibi, yalpalayarak yola devam edecek...
Zirvede bunun ana hatları iki yeni konsept çerçevesinde ele alınacak. Biri, “stratejik kavram”, diğeri de “kapsamlı yaklaşım” adını taşıyor. Birincisi, NATO’nun yeni ilgi alanları, tehdit algılamaları ve misyon anlayışı, ikincisi de askeri yöntem dışında başvurulacak siyasi, ekonomik, sosyal yöntemlerle ilgili.
Şu anda ham olan iki projenin de olgunlaştırılması ve somutlaştırılması gerekiyor. Ancak o zaman, eskisinden farklı günün koşullarına uygun yeni bir NATO ortaya çıkabilecektir.
YARIN: TÜRKİYE’NİN BAKIŞI