Yola devam, ama nasıl?

AB'de Türkiye'yi, Türkiye'de de AB'yi istemeyenlerin ortak dileği, sonunda olacağını umdukları şeyin bir an önce gerçekleşmesi, yani ilk fırsatta taraflardan birinin -ve tercihen Ankara'nın- "yetti artık, biz bu işten vazgeçiyoruz" demesidir!Lüksemburg'da uzun uzun tartışılan "Kıbrıs şartı!"nın böyle bir fırsat yaratabileceğini bekleyenler bu kez de hüsrana uğradılar. Sonuçta kabul edilen formül, en azından bir kopmayı önledi ve "yola devam" işaretini verdi.Bu yolun çok çetin ve uzun olacağı daha baştan belliydi. Bu nedenle, eğer AB vizyonu ve stratejisi kararlılıkla korunuyorsa, sık sık çıkabilecek bu zorluklar ve sıkıntılarla devamlı mücadele etmekten başka çare yok... LÜKSEMBURG'da diplomatlar cenkleşirken, Türkiye'de ve Avrupa ülkelerinde Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olanlar, herhalde kendi içlerinden "keşke anlaşamasalar da, ipler artık tamamen kopsa" diye düşünüyorlardı... Lükbemburg'da ilk faslın açılmasına direkt olarak Kıbrıs'la ilgili bir şart konmadı; ama 21 Eylül 2005 Deklarasyonu'na atıfta bulunularak, "limanlar meselesi"nde Türkiye'den neyin talep edildiği ve beklendiği dolaylı olarak beyan edildi. Bu belge bundan sonra AB'nin çeşitli üst düzey toplantılarına gelecek ve raporlarında da yer alacak. Nitekim Ortak Tutum Belgesi'nde Türkiye'nin have ve deniz limanlarını açmasına ilişkin yükümlülüğünü yerine getirmesi şartı hatırlatılıyor. Böyle bir ifade ekimde yayımlanacak İlerleme Raporu'nda da herhalde kullanılacak.Kaldı ki, AB Komisyon yetkilileri ve (ayrıca bir kısmı İngiltere gibi Türkiye'ye destek veren) üye ülkelerin Dışişleri bakanları da, son demeçlerinde, Türkiye'yi bu şartı yerine getirmeye çağırmış bulunuyor.Öyle görünüyor ki, Türkiye için bundan sonraki süreçte, en önemli sorun ve pürüz bu olacak.Ankara Rum uçak ve gemilerine limanlarını açmayacağını defalarca belirtmiştir. Bu ancak bir şartla olabilir: O da, AB'nin Kuzey Kıbrıs'ın izolasyonuna son vermesi, yani Türk kesimindeki limanlara karşı uygulanan kısıtlamaları kaldırmasıdır.Aslında limanların açılması meselesi, Türkiye'de tam tartışılmış, lehte ve aleyhte argümanlar iyi değerlendirilmiş değil. Ancak hükümetin "açmayacağız" kararı, artık nihai ve kesin görünüyor.Bu durumda yılın ikinci yarısında herhangi bir hareket olmazsa, gerçekten AB ile müzakerelerin kesilmesi tehlikesi büyüktür. Velev ki, bu konuda da bir formül bulunsun... Diplomasiden ümit kesilmez! Görünen güçlükler... Lüksemburg'da yapılan Ortaklık Konseyi'nde ele alınan AB'nin Ortak Tutum Belgesi'nin ana hatları günlerden beri basında yer alıyor. Bu 19 sayfalık doküman, Türkiye'nin yapması gereken "ev ödevi"nin uzun bir listesini veriyor. Bunların bir kısmı, hükümetin bir süredir üzerinde çalıştığı, Meclis'e de sevk ettiği yasa tasarılarıyla ilgili. Herhalde bunların hayata geçirilmesi, AB'nin bu beklentilerini karşılayacaktır.Ancak insan hakları, dini özgürlükler gibi "hassas" konularda hükümetin daha ne kadar ileri gideceği belli değil... Bir de (işkence gibi konularda) "uygulama" ile ilgili beklentiler var ki, bu da zaman isteyen hususlardır. Bu bağlamda AB'den beklenen de, Türkiye kadar üyelik perspektifini canlı tutmakta kararlı ve sabırlı davranmasıdır. skohen@milliyet.com.tr AB'den beklenen