Yeniden doğuş: Ozan Tufan

22 Eylül 2019

Futbolun güzel tarafından başlayayım... Fenerbahçe bu Ozan Tufan’a sezon başında ısrarla kulüp aradı. Bulsa gönderecekti. Ozan “yeter artık “ dese gidecekti... Belli ki geçen yıl Alanyaspor’da geçen 6 ay Ozan Tufan’a çok şey kazandırmış. Tam “bitti“ derken, tam “gitti“ derken Ozan Tufan, adeta küllerinden yeniden doğdu...
Ankaragücü karşısında tek kelime ile göz kamaştıran bir Ozan Tufan vardı... Hele son dakikalarda Orgill gol atmaya hazırlanırken, mücize bir hamleyle kaleye giden topu kesmesi, Fenerbahçe için “hayat öpücüğü“ oldu... Hızla kaybolmaya doğru koşan futbolculara Ozan Tufan ders olsun, örnek olsun...
Gelelim işin bir başka tarafına... Fenerbahçe geçen Ocak ayından bu yana tam dört stoper transfer etti: Sadık, Serdar Aziz, Zanka ve Adil Rami... Baktığınızda bu dört stoperden sağlam bir stoper henüz ortaya çıkabilmiş değil...
Ankaragücü’nün bu kadar seyrek geldiği bir maçta Zanka ile Adil Rami bu kadar sallanıyorsa, önümüzdeki hafta Falcao’lu, Babel‘li Feghouli‘li Galatasaray önünde ne yapacaklar, nasıl ayakta kalacaklar...
Adil Rami “bir zamanlar Fransız milli Adil Rami“ demek için çok uzaklarda... Görünüşe göre Adil Rami’nin eskiye yaklaşabilmesi için 1-2 maça değil, en azından 1-2 aya ihtiyacı var...
Hele Zanka... Çok mu aradınız kardeşim... Fenerbahçe‘nin yediği golde topa Orgill‘den en azından iki metre daha yakınken, kısa mesafede fark yedi ve Orgill‘in golü geldi... Fenerbahçe takımının göbeğinde çok uzun yıllardır bu kadar dağınık, bu kadar güvensiz, bu kadar hata yapan iki stoperi ilk defa görüyorum...
Son 10 dakika dışında Fenerbahçe’nin tek kale oynadığı bir maç oldu... Ancak Fenerbahçe gereksiz pas trafiğini gene abartınca rakip savunmayı az adamla ve kontrolsuz yakalama şansını kaybetti...

Yazının devamı...

Sakaryaspor'a 'sıra dışı' yönetim şart

20 Eylül 2019

Sakaryaspor'dan 3 maçta gönderilen teknik direktör Abdullah Ercan, "Başkana bu takıma 6-7 kaliteli oyuncu yeter dedim, beni dinlemediler, tam 18 oyuncu aldılar, bunlardan sadece ikisini ben istedim" demiş.
İlginç... Pek rastlanır bir durum da değil... Sakaryaspor'un transfer yasağı vardı. Son gün açıldı ve Sakaryaspor yarım günde 18 futbolcu alıp belki de dünya rekoru kırdı.
Bu sırada Sakaryaspor takımı 22 futbolcu ile kamptaydı ve çalışmalarını sürdürüyordu. Son günde 18 futbolcu daha gelince, etti size 40 futbolcu...
Sakaryapor soğuk hava deposu mu? Ne yapacak bu kadar futbolcuyu... Kim izledi, kim önerdi bu futbolcuları... Bir günde "yangından mal kaçırır" gibi alınan bu futbolcular o kadar iyiyse, Sakaryaspor neden üç maçta bir puanda... Bu 18 futbolcunun kaçı ilk on birde oynuyor?
Unutulmasın, futbolcuyu alırken para veriyorsunuz, giderken kurtulmak için para veriyorsunuz. Sakaryaspor bu yanlış futbolcu transferlerinden az çekmedi. Buna rağmen akıllanmış, uslanmış görünmüyor. Aynı yanlışlar, aynı iş bilmezlikler artarak ve hızlanarak maalesef sürüyor.
Örneğin, Abdullah Ercan'ı teknik direktör olarak kim önerdi, kim aldı? Abdullah Ercan'ı alan, madem kendisine bu kadar güveniyordu, niye üç maçta gönderdi?
* Abdullah Ercan adı gündeme geldiğinde yönetime bu işi bilenler tarafından "sakın ha" denmesine rağmen ısrarla, inatla niye alındı?

Yazının devamı...

Yetmez ama evet

19 Eylül 2019

Galatasaray, Süper Lig’de son maçında Kasımpaşa karşısında ne oynadıysa Şampiyonlar Ligi’nin ilk maçında Brugge karşısında da aynı futbolu oynadı. Galatasaray hızını, hırsını, hevesini ve futbolunu fazla değil, biraz ileri taşıyabilse, bu Brugge’ü güle eğlene yenip gelirdi. Neyse, grup üçüncülüğünün bu kadar önemli olduğu bir ortamda, Fatih Terim’in deyişiyle “yenemiyorsan yenilme” anlayışı fena değil... Yani hesap-kitap işine girince, gene de yetmez ama evet... Hele

Muslera’nın önlediği iki müthiş tehlikeyi düşününce...
Galatasaray maçın son on dakikası dışında maalesef kadronun, kalitenin hakkını veren bir futbol ortaya koyamadı. Özellikle Şampiyonlar Ligi’nde alıştığımız Galatasaray’ın gerisindeydi. Allah’tan karşısında gerçekten “sıradan bir takım” görüntüsünün dışına çıkamayan Brugge vardı.

İlk yarıda Nagatomo arkasına o kadar çok adam kaçırdı ki, Fatih Terim’in “Bana sol bek lazım” diye feryat edişi aklıma geldi. Hayret, bu kadar uzuna rağmen hava toplarına genelde Brugge vurdu. Hele Dennis’in daha 7. dakikada kaçırdığı... Kale boşken topu dışarı atması Galatasaray adına büyük şanstı.

Bir şans da Galatasaray’a geldi. Brugge savunmasının ikramında mutlak gol pozisyonuna giren Babel, o topu kaleci Mignole’ye değil, ağlara nışanlamalıydı.
Galatasaray ikinci yarıda bir de Seri’nin süper topuk pasında Feghouli ile önemli bir fırsatı kullanamadı. Genelde akılda kalan Brugge atakları ve üst direkten dönen toplarıydı.

Falcao iyi marke edildi. Ayrıca Falcao’dan her maçta gol ya da goller beklemek futbolun olağan akışına aykırı... Falcao bazen parlayacak, atacak; bazen duracak.

Futbolun doğasında bu var. Falcao’yu bir “futbol ilahı” gibi görmek, Falcao’ya da zarar verir, Galatasaray’a da... Falcao büyük golcü, buna kimse itiraz edemez.

Yazının devamı...

Geziyor, ekiyor, biçiyor

14 Eylül 2019

Falcao eli belinde rakip ceza alanı içinde bekleyen “beleşçi” golcülerden değil... Geziyor, ekiyor, biçiyor... Rakip ceza alanına da giriyor, savunmasına yardım etmek için kendi ceza alanına da... Rakip yarı alanda sağa, sola, ortaya, her yeri dolaşıyor.
Bencil değil, takım oyununa saygılı... Bu kadar hareketli santrfor olunca, elbette rakip savunmanın “yerleşik düzeni” de bozuluyor. Üstelik Monaco da tiyatro kıvamında maç izleyen 3 bin seyirci önünde oynarken, Aslantepe’de 50 bin duygulu, tutkulu taraftar önünde oynayacak. Galatasaray’ın uğraştığına değdi, çok iş yapar.
Lemina’yı tanımlarken “Ya ölür, ya öldürür”, diye rakibi önünde mücadeleden asla yılmayacağı çok vurgulandı. Gördük ki, Lemina sakatlanıp çıktığı kısa süre içinde sadece oyunu ve rakibi bozan değil, oyunu kuran ve oynayan bir oyuncu özelliği olduğunu da gösterdi. Hem savunma, hem hücum... Sanki iki yönlü... Yerine giren Ömer Bayram... Eğer Galatasaray on birinde “İsimler değil, cisimler” oynayacaksa, bu Ömer Bayram’ın ilk on bir için her zaman şansı var.
Galatasaray’da Türkiye’nin en iyi hocası ve bizim Süper Lig ortalamasının çok üstünde bir takım var. Bunu hakkıyla sahaya yansıtıyor mu derseniz, en azından şimdilik hayır...
Buna rağmen her rakip için zor takım Galatasaray... Falcao’yu tutsanız, solda bir başka bela Babel var. Takımın en iyisi, en etkilisi... Babel’i kestiniz, sağda Feghouli... Arkasında hemen Mariano... Eskiler gölgede kalmasın, Belhanda’nın hakkını da teslim etmek gerekiyor.
Galatasaray rakip alanda ve hücuma çıkarken bu kadar etkiliyken, orta sahası ve savunmasında halen rakibin kalesine çok kolay gelmesine izin veriyor. Özellikle Luyindama’nın maç içinde çok değişken görüntüsü var. Çok kötü işler de yapıyor, çok iyi işleri de...
Kasımpaşa, çok ciddi bir fırsat yakalamasa bile diğer takımlar gibi Galatasaray kalesine kolay gitti, rakip yarı alanda rahat pas yaptı, oyunu kurdu ve topu taşıdı. Özellikle ikinci yarıda... Galatasaray kendi yarı alanında rakibi bu kadar rahat nasıl oynatır?

Yazının devamı...

Gözümüzün pası silindi...

2 Eylül 2019

Vay vay vay. Dünya şampiyonu olsan böyle başlayamazsın... Fenerbahçe maça sanki “iştah şurubu“ içip çıkmış gibiydi... Şimdiye kadar rastlanmayan bir coşku, tempo, her yerde baskı, rakip savunmanın arkasına atılan ve golle burun buruna getiren paslar, kusursuz bir pas trafiği, tutkulu bir oyun... Ne ararsanız Fenerbahçe’de hepsi vardı... Öyle ki Fenerbahçe 15. dakikada 1-0 öne geçtiğinde, Trabzonspor daha Fenerbahçe ceza alanına girmemiş, girememişti... Üstelik bu ilk çeyrekte Fenerbahçe adına kaçan, kaleci Uğurcan‘ın kurtardığı çok iyi iki pozisyon daha vardı...
- Trabzonspor büyük takım... Maçın abartısız 80 dakikasını Fenerbahçe, bazı bölümlerde de bunaltıcı bir baskı kurarak oynadı, Trabzonspor geride kalan 10 dakikada başrolü kaptı... Fenerbahçe 80 dakikada ancak bir gol bulurken, ilk yarının ortalarında dengeyi kuran Trabzonspor’a golü bulması için 10 dakika yetti. İddia ediyorum, Fenerbahçe’nin bu baskısından hiçbir takım skoru dengede tutarak çıkamazdı. Trabzonspor bunu başardı, hatta çok önemli iki - üç pozisyonu da kullanamadı...
-Fenerbahçe maçı ilk yarıda kaçırdı. Dakika bir gol bir değil, saniye bir gol bir olurdu. Bu fırtına başlangıçta önemli pozisyonlar yakaladı ama biri dışında kullanamadı. Rodrigues‘in direkten dönen topu, Tolga’nın “ben atayım“ sevdasından banko pozisyonda olan arkadaşlarına final pasını vermeyişi, elbette kaleci Uğurcan‘ın müthiş kurtarışları Fenerbahçe‘nin farkı açmasını engelledi...
-Fenerbahçe, Trabzonspor yarı sahasında mükemmel paslar yaptı, müthiş üçkenler kurdu. Trabzonspor savunmasının arkasına etkili toplar attı. Max Kruse geldiği günden beri en etkili maçını oynadı. Vedat Muriç, takımın hücumdaki merkeziydi. Gol atamadı ama arkadaşlarına müthiş toplar dağıttı, koşu yollarını açtı. Fenerbahçe bu baskılı oyunda kalesinde seyrek ama çok ciddi tehlikeler yaşadı. Burada da genç kaleci Altay ortaya çıktı. Bir yanda Uğurcan, diğer yanda Altay. Türk futbolu emin ellerde.
-Bu Nwakaeme inanılmaz bir adam. Perşembe akşamı AEK karşısındaki mücadelesini gördükten sonra, Fenerbahçe maçında yürüyemez sanıyordum. Adam resmen dokuz canlı. Sol kulvara rayları döşüyor, bir gidiyor, bir geliyor. Neredeyse tutulması mümkün olmayan bir adam. Ekuban’ın hakkını da teslim edelim.. Stoper Hüseyin Türkmen her maçta “Türkiye’nin en iyisi“ olma yolunda hızla ilerliyor...
- Fenerbahçe‘nin iki temel ve tehlikeli sıkıntısı var. Zanka “canlı bomba“ gibi. Allah boy vermiş ama hiçbir hava topunda yok. Buna Ekuban‘ın attığı beraberlik golü de dahil. Sonrasında bir ıska geçti, Nwakaeme’nin kaçırdığı mutlak pozisyonda rakibine tehlikeli bir dokunuş yaptı. İkincisi, Fenerbahçe savunmadan hücuma çıkarken gereksiz ve çok tehlikeli pas kayıpları yapıyor. Rakip yarı sahadaki kusursuz pas organizasyonunu, kendi yarı alanından çıkarken başaramıyor, beceremiyor... Bir anlamda ateşle oynuyor...
- Fenerbahçe‘nin penaltı beklediği pozisyonda top bacaktan sekip ele geldi, penaltı değil. Nwakaeme‘nin penaltı beklediği pozisyonda da Zanka‘nın itmesi penaltı yaratacak şiddette değildi.

Yazının devamı...

Hayata dönüş

31 Ağustos 2019

Bu işte bir yanlışlık var ama ben daha çözemedim. Galatasaray geçen yıl devre arasında Luyindama ile Marcao’yu aldığında, “Allah... Bu stoperleri nereden buldular” diye alkış ve övgü yarışına girmiştik. Ama adamların yarım devrede makyajı bozulup cilası döküldü. Bu sezon bir maç Marcao, bir maç Luyindama... Bir maç Marcao, bir maç Luyindama... El ele verdiler, “ölümcül hata” yarışına girdiler. Her maçta biri nöbete geçiyor. Her maçta biri Galatasaray’ı resmen yakıyor. Sonra ayıkla pirincin taşını...
-Aslında maçın tamamında Galatasaray daha baskılı olan taraftı. Ama oynuyorsun oynuyorsun, bir hata yapıyorsun, insan değil, “taş duvar” olsan yıkılırsın. Galatasaray bu yarışı götürecekse, savunmasına ve orta alanının kırılganlığına bir çare bulması lazım... Sadece bu değil; iki bek Mariano ile Nagatomo hücumda göz kamaştırıyor da, savunmada “açık kapı” gibiler. Gelen geçiyor... Kapıyı çalma ihtiyacını bile hissetmiyorlar!
-Belhanda oynarsa eleştiriliyor, oynamazsa aranıyor. Hangisi doğru? Bana göre oynamalı... Ama adamda bir “arıza” olduğu kesin... Durup dururken, üstelik oyunun başı sayılacak bir dakikada gördüğü sarı kartın hiçbir mazereti ve açıklaması olamaz. Ömer Bayram derseniz, gitti-geldi, etkili toplar kesti, iyi mücadele etti. Takıman en “ucuz” futbolcusu olarak, takımın en “pahalı” oyuncularından daha iyiydi. En ufak temasta yerde elli takla atması tek olumsuz tarafıydı.
- Babel’in golüne VAR “ofsayt” dedi, ben “YOK” diyorum. Ofsayt yok... VAR ile verilen penaltı doğru, ardından gelen ikinci sarıdan kırmızı da... Kaleye direkt giden topa elleri öyle açık müdahele edemezsin. Petro Henrique’nin ikinci sarısı derseniz, sanki göstermese daha iyiydi... Kayseri’nin beraberlik golü nizami...
-Kayserispor, Pedro Henrique’yi iyi yakalamış. Sağ kanatta iyi işler yaptı. Ancak arkasındaki Lopes’in kendisine katkısı unutulmamalı... Ancak Kayseri ikinci yarıda ciddi baskı yedi, 9 kişi kalmasına rağmen iyi mücadele etti. Aslında oyun 1-0 devam ederken, Mensah’ın kaçırdığı gol Kayseri’nin kaderini çizdi.
-Emre Mor, topu kaybedene kadar ayağında tutmak zorunda değil... Takımın en fazla top kaybeden oyuncusu... Ayrıca Galatasaray forması giyen bir oyuncu göstere göstere ikinci sarıdan kırmızı kartla oyundan atılmaz. Bu üçüncü maç, Galatasaray’da üçüncü kırmızı... Ne oluyoruz beyler...
- Kayseri iki eksikle oynarken bile Galatasaray maçı koparıp götüremiyorsa, bu işte bir yanlış değil, tepeden tırnağa yanlış var demektir. Galatasaray’ın attığı ikinci golün bile rakip savunmaya çarpıp ağlara gittiği unutulmasın...

Yazının devamı...

Kadro var, ‘icraat’ yok

26 Ağustos 2019

Galatasaray’ın karşısına çıkacak takımın hocası olsanız, elinize rakibin kadrosu geldiğinde çekinir, hatta ürkersiniz. Kabul edelim ki Falcao gelse de, gelmese de Süper Lig’in en güçlü kadrosu Galatasaray’da... Ama bu kadro adının, gücünün, yeteneğinin hakkını veriyor mu derseniz, hayır vermiyor. En azından şimdilik vermiyor. Zaten verse, lige iki maçta bir puanla başlar mı?

-Kendinizi Konyaspor’un sol beki Ferhat’ın yerine koyun. Karşısında ele-avuca sığmayan Emre Mor var. Emre tehlikesini savuşturuyor, bu defa Feghouli’yi karşısında buluyor. Feghouli gidiyor, gerilerden Mariano kopup geliyor. İnsanın başı döner, sarhoş olur, dağılır. İşte Galatasaray’da rakibi, rakip oyuncuyu darmadağın edecek bir kadro var ama henüz “icraat” yok.
- Nzonzi gelince, Seri biraz daha öne çıktı, biraz daha göründü. Ama “Barcelona, bonservisi için 50 milyon euro verdi” denilen adam mı derseniz, asla değil... Bu konuda birileri bizimle dalga geçmiş olmalı... İkinci yarıda Jevtoviç’e basışı da VAR’a gitmeden kırmızı olmalıydı.
- Nzonzi’den ne haber diye soranlara; Sevilla’da, Roma’da ortaya koyduğu görüntünün gerisindeydi. Ama bunu ilk maça verelim Nzonzi iyi oyuncu... Ancak son 15 dakika gösterdi ki, Galatasaray’ın savunma yumuşaklığına henüz çare olamadı.
-Konyaspor ilk beş dakikada ciddi anlamda etkili oldu. Sonrasında, yenik duruma düşene kadar sadece Galatasaray’ı durdurmaya ve kovalamaya çalıştı. Allah’ı var, savunmanın göbeğinde Ali Turan ve Anicic kendilerini parçaladı. Orta alanda, sonradan boyama değil, doğuştan “civciv” kafa olan Jonsson muhteşem bir direniş gösterdi. Son saniyede attığı beraberlik golü hiç kuşkusuz bu muhteşem direnişin ödülü oldu.
- Galatasaray ilk beş dakikanın dışında maçı adeta rakip ceza alanının çevresinde oynamasına rağmen, özellikle ilk yarıda akılda kalan , “Bu da nasıl kaçtı” denilecek tek pozisyon bile yaratamadı. Bu yarıda Luyindama, Nzonzi, Diagne, Donk gibi “kulelerin” tek hava topuyla bile buluşamayışına şaşırdığımı söylemeliyim.

Yazının devamı...

O sene, bu sene mi?

25 Ağustos 2019

Fenerbahçe’nin son dakika golü gelince, benim de aklıma Ersun Yanal’lı son şampiyonluk geldi. O şampiyonluk yılında Fenerbahçe kaç tane maçı son dakika golleri, hatta uzatma dakikalarında attığı gollerle kazanmıştı. Başakşehir karşısında sıkıntılarla geçen bir doksan dakikanın ardından, uzatmada gelen galibiyet golü, Fenerbahçelilere daha sezonun başında “Acaba yeniden mi?” hayalini ve hedefini yaşatmaya başladı.
* İyilerden başlayalım. Vedat Muriç müthiş... Her hava topunu alıyor... Çok çalışıyor... Ayağındaki topu kaptırmıyor. Her rakip atakta savunmasına yardım ediyor. Golleri atıyor. Ayağıyla, kafasıyla değil, kalbiyle oynuyor, yüreğini ortaya koyuyor. Ben yakın zamanda bir futbolcunun kendisini bu kadar geliştirdiğini görmedim.
* Gene Emre, gene Emre... Adam “antika” gibi... Yıllar geçtikçe, adam eskidikçe daha değerleniyor, daha da kıymete biniyor. Helal olsun... Elbette Ozan Tufan... Yeni transfer gibi... Orta sahadan sağ beke geçti, hiç sırıtmadı, takımın en iyi birkaç adamından biriydi. Geçen hafta 20 dakikalık oyunuyla belli etmişti, Tolga Ciğerci geliyor.
* Fenerbahçe yenik kapattığı ilk yarıyı önde bitirebilirdi. Önce Vedat’ın, sonra Deniz’in direkten dışarı giden topları ciddi anlamda şanssızlıktı. Ancak özellikle ikinci yarının ilk 15 dakikasında Fenerbahçe 3-0 yenik duruma da düşebilirdi. Visca’nın direkten dönen topu Fenerbahçe adına mucizeydi. Hemen sonrasında Edin Visca’nın mutlak kaçırdığı pozisyon Altay gibi iyi bir kaleciye sahip olmanın avantajıydı.
* Ancaaak... Kazanırken eksiklerini göreceksin... Fenerbahçe’nin geri dörtlüsünün üç adamı “devşirme” oyunculardı... Orta sahadan bozma iki bek Ozan ile Dirar, gene orta sahadan bozma stoper Jailson... Fenerbahçe takımı 60 metrelik kaleci vuruşundan gelen asistle gol yer mi? Fenerbahçe savunması Mert’in bu 60 metrelik asistinde iki adamla yakalanır mı? Jailson gerçek bir stoper olsa aut çizgisinde Crivelli’den o çalımı yer mi? Crivelli demişken, Jailson’u geçişi, Altay’ın üstünden ve adeta sıfırdan gol vuruşunu yapışı mükemmeldi. Bu müthiş golün dışında sahada hiç görünmedi ve oyundan alındı.
* Fenerbahçe takımı çok uzun yıllar sonra lige ikide iki yaparak başladı. Galibiyetler gerçeklerin üstünü örtmesin... Fenerbahçe’nin çok iyi bir beke, çok iyi bir stopere ve mutlaka Vedat Muriç’e alternatif bir golcüye ihtiyacı var. Hatta 39 yaşındaki Emre’nin sırtına bu kadar yük bindirmek hakça mı? Çok açık ama çok açık görünüyor; Fenerbahçe bu savunma ile bu yarışı zor götürür.
* Başakşehir’de Azubuike ve Mossoro müthiş oynadılar. Çok baskı yaptılar, Başakşehir özellikle maçın ilk 10 dakikasında ve ikinci yarının ilk 15 dakikasında müthiş pozisyonlar kaçırdı. Alabileceği bir maçtı, kaybetti... Bu takımda halen, geçen yıl Antalya’da 12 gol atan Mevlüt Erdinç yok, inanılır gibi değil...

Yazının devamı...