Tuzağa düştük

12 Haziran 2019

Maçı stadyumda değil, havalimanında kaybettik. Sanki oyun 2-0 olana kadar maçın oynandığı Langardalsvöller Stadı’nda değil, Keflivik Havalimanı’ndaydık. Havalimanı olaylarıyla uğraşırken maça geç kaldık. Resmen İzlanda’nın tuzağına düştük.<#comment><#comment>
Adamlar terbiyesizlik yaptı, küstahlık yaptı, her türlü çirkefliği yaptı ve öfkemizi aklımızın önüne geçirdiler. Bu İzlanda bize gelmeyecek mi, bizim havalimanlarından Türkiye’ye giriş yapmayacak mı? Sen de misillemenin kralını yaparsın olur biter.
Biz öfke seline kapıldık, işi neredeyse iki ülke arasında diplomatik krize kadar götürdük. Sonuçta ne motivasyonumuz kaldı, ne de maça dair dikkatimiz...
Bir balıkçı ülkesinde “sazan” gibi oltaya takıldık. Dört gün önce Dünya Şampiyonu’nu, dünyaya ders vererek yenen, yenerken de futbolun doğrularında % 100’ü isabet sağlayan Türk Milli Takımı, dört gün sonra İzlanda karşısında nasıl olur da maça futbolun % 100 yanlışları ile başlar? Maç 2-0 olduğunda, o tabela 5-0 da yazabilirdi. O kadar yanlıştık, o kadar kötüydük.
Dünyanın en pahalı, en iyi forvet adamlarına top göstermeyen, tek şut attırmayan, tek pozisyon vermeyen bu savunma, ne oldu da sadece ilk yarının 30. dakikasına kadar rakibe tam 5 net gol pozisyonu verdi? Ne oldu Juventus’un hayranlıkla izlediği Merih ile Kaan Ayhan’a? Ne oldu önüne geleni yakıp yıkıp geçen Zeki Çelik’e? Ne oldu Mbappe’ye adım attırmayan Hasan Ali Kaldırım’a?
Zaten takımda Mahmut ile Cengiz’i görmeyince “eyvah” dedik. Yerlerine oynayan Ozan Tufan “serseri mayın” gibi... Nerede patlayacağı belli değil...
Hakan Çalhanoğlu’nun İtalya performansının daha yarısını Türk Milli Takımı’nda görmedik.

Yazının devamı...

Güneş ufuktan şimdi doğar

9 Haziran 2019

Maçı kaybetsek de aynı şeyi yazacaktım. 2008 Avrupa Şampiyonası dahil, bu kadar yürekli, bu kadar karakterli, bu kadar becerikli, kendine bu kadar güvenli bir milli takım görmedim. Dakika 70 olmuş, Konya seyircisi, Dünya Şampiyonu karşısında oynayan Türk Milli Takımı’na “Üç... üç...” diye bağırıyordu. Sahada böylesine güven duyulan bir milli takım vardı.<#comment><#comment>
Mahalle takımıyla oynamıyorsun... Karşındaki Dünya Şampiyonu Fransa... Yani horozlar... Sadece kendi çöplüğünde değil, her yerde öten, Moskova‘da son dünya şampiyonluğunu ilan eden Horozlar...
Kalesinde daha 10 gün önce Avrupa Şampiyonluğu finalini oynayan Tottenhamlı Lloris... İki stoperden Varane, Real Madrid’in, Umtiti, Barcelona’nın vazgeçilmezi... Sağ bek B.Münih’in, sol bek Premier Lig’in... Biz bu adamlara maç başlar başlamaz sahayı dar ettik... Öyle bastık, öyle bastık ki, abartmayalım “feleklerini şaşırdılar...” Yoksa bu kadar çaresiz kalmaz, bu kadar hata yapmazlardı.
Şenol Hoca takımı müthiş motive etmiş. Öyle olmasa “Korkunun ölüme faydası yok” anlayışı ile başlamazdık. Bırakın korkmayı, belki de aşırı bir özgüvenle başladık. İyi de yaptık... Sağdan Cengiz, soldan Kenan bindirdi. Kenan bindirmekle kalmadı, çok ciddi rakibi de kovaladı. Burak Yılmaz boğuştu. Ortadan Mahmut, Dorukhan, İrfan Can, hangisini sayayım, öyle iyi paslar yaparak, o kadar iyi yardımlaşarak geldiler ki, Pogba, Matuidi gibi orta alan yıldızları kimi alacaklarını, kimi paylaşacaklarını şaşırdılar.
Unutulmasın, Kaan Ayhan o kafa golünü biri Real Madridli, diğeri Barcelonalı iki stoperin arasından attı. Aynı savunmadan Burak Yılmaz topu söktü, Dorukhan pası verdi, Cangiz baktı, 12’den vurur gibi, topu o baktığı yere vurdu. Santim şaşırmadan, santim sapmadan... Tam isabet...
Fransa bu, Dünya Şampiyonu... Saymakla bitecek gibi değil ki... Hücumunda Mbappe... Dünyanın gözünün içine baktığı futbolcu... Hasan Ali karşısında nefes bile alamayınca, ilk yarım saatin sonunda kendini merkeze attı.
Daha bir hafta önce Avrupa Şampiyonu olan Chelsea’nin santrforu Giroud, iki stoperimiz Merih ile Kaan Ayhan’ın arasında “sefilleri” oynadı. Atletico Madrid’in vazgeçilmezi Griezmann öyle bir savunma anlayışına tosladı ki, kendini maçta değil, adeta kabus görüyor sandı.

Yazının devamı...

Yaz tahtaya bir daha

20 Mayıs 2019

Fatih Terim’e kızabilirsiniz, tavırlarına, üslubuna tepki duyabilirsiniz... Ama hakkını teslim etmeliyiz... Eğer Fatih Terim gibi bir hocanız varsa, yarışa bir adım değil, birkaç adım önde başlıyorsunuz... İşte sonuç... Maç sonu seyirci söyledi: Yaz tahtaya bir daha... Galatasaray‘ın tarihe yazılan 22. şampiyonluğu bu... Yürekten kutluyoruz...<#comment><#comment>
Bırakın 32 haftada olan biteni... Şu maç bile Galatasaray’ın şampiyonluğu Başakşehir’e oranla çok daha fazla hak ettiğini açıkça ortaya koydu... Başakşehir önde oynadığı dakikalar dahil, Aslantepe‘de asla bir şampiyon adayı gibi oynamadı, oynayamadı...
Başakşehir, ilk yarı 1-0 önde soyunma odasına giderken, Aslantepe‘de canlı yayın yaptığım Tugay Kerimoğlu “eyvah eyvah, futbolcular yandı“ dedi... Anlamadım, “niye hocam“ dedim... “Fatih Terim şimdi futbolcuları yerle bir eder... İkinci yarı başladdığında görürsün“ dedi...
Tugay Hoca‘nın dediği çıktı... İkinci yarının ilk dakikası ile birlikte Galatasaray‘ın beraberlik golü geldi... 10 dakika içinde üç gol daha ... İkisi VAR tarafından iptal edildi... İkisi Galatasaray‘ın şampiyonluğuna ve tarihine yazıldı...
Acaba futbolun adaleti mi, bir raslantı mı bilemem ama, kanat oyuncusu olmalarına rağmen bir sezonda 20 golden fazla atan iki oyuncu Feghouli ile Onyekeru‘nun şampiyonluk gollerini atması, sanki kendileri için hak edilmiş bir ödülün verilmesi gibiydi...
Tabi Abdullah Hoca‘ya sormak lazım... Şampiyonluk maçı oynayan bir takım on dakika içinde ikisi VAR tarafından iptal edilen 4 gol yer mi? Bunun saha içinden, ya da dışından bir önlemi alınmaz mı? 1-0 önde oynarken adeta “Çanakkale geçilmez“ savunması yapılır mı? En azından çıkmaya, pas yapmaya çalışsana... Tamam Galatasaray buna izin vermedi de, sen her zaman yaptığın pas oyununu bu defa denemedin bile... Sen dene, yapama, kabul... Ne zaman Galatasaray öne geçti, Başakşehir kendi alanından çıkmayı denedi... Pozisyon buldular mı derseniz, hayır bulamadı...
Galatasaray‘ın şampiyonluğunda elbette devre arasında alınan iki stoper Luyindama ve Marcao‘nun büyük katkısı oldu... Ara transferde böyle iyi oyuncuları bulup getirmek kolay iş değil... Burada Galatasaray scout ekibi de ciddi bir alkışı hak ediyor...

Yazının devamı...

Avcı’nın manifestosu

13 Mayıs 2019

Başakşehir’in hocası Abdullah Avcı maçtan önce canlı yayında “manifesto“ gibi bir açıklama yaptı... Bütün nezaketi, efendiliği ve olgunluğu ile... Hoca maalesef haklı... Türk futbolunda hak, hukuk, adalet, adil yarış, vicdan her geçen sezon elimizden, avucumuzdan biraz daha kayıp gidiyor... Futbolu yönetenler memnun ki, bir çare, bir alternatif üretmeden, bir arayışa girmeden, en ufak bir çaba harcamadan yerlerinde oturuyorlar... Yıllar, sezonlar birer birer gelip geçiyor, bütün bu olumsuzluklara rağmen futbolu yönetenler bir türlü değişmiyor...<#comment><#comment>
Abdullah Hoca açıklamasında “Bütün bunlara rağmen inadına sahanın içinde, futbolun içinde kalacağım“ dedi... Ama sahadaki takımı özellikle maçın ilk yarısında futbolun içinde kalamadı, hatta futbola yaklaşamadı... Sonucun, Galatasaray maçına fazla da yansımayacak olmasından, Abdullah Avcı oturmaktan “pas“ tutan bir takım çıkarmıştı... Doğal olarak bu takım çalışmadı, pası üstünden atamadı, futbola yaklaşamadı... Üstelik karşısında yense de, yenilse de “güçlü oyunu“ bırakmayan Ankaragücü vardı... Nitekim ilk yarıda skor tabelasında Ankaragücü‘nün imzası vardı...
Ama ikinci yarının başlangıcı ile birlikte gelen beraberlik golü, Emre’nin oyuna girişi, yedeklerin üstlerindeki pası atışları, Visca’nın biraz daha hareketlenmesi Başakşehir takımını bir anda futbolun içine soktu... Özellikle Emre oyuna girdikten ve sakatlanıp çıkana kadar neler yaptı öyle... Bir stoper gibi savunmasından top çıkardı, ikinci golde adeta “son nefeste“ topu Visca’ya kazandırarak takımının öne geçmesini sağlayan adam oldu... Başakşehir yatıp kalkıp dua etsin, bu Emre Galatasaray maçında oynasın... Emre’li Başakşehir ile Emre’siz Başakşehir gece ile gündüz kadar farklı...
Başakşehir için bu maçtaki en büyük değişiklik bıktırıcı pas oyunundan vazgeçmesi, yürüme temposundaki hücuma çıkışına ciddi anlamda hız kazandırmasıydı... Başakşehir yanlışlarıyla inat etmeyip, bu bıktırıcı pas oyununu bırakarak hızlı hücumu düşünseydi, bu kadar puan kaybetmez, belki de bu hafta Galatasaray maçına 3-5 puan önde gidiyor olabilirdi...
Galatasaray maçı için meraktayım... Başakşehir her maçta gol yemeyi alışkanlık haline getiren ve Epureanu sonrası bir türlü kendini bulamayan savunması ile Aslantepe’den nasıl çıkacak... Eğer bunu başarabilirse son yılların en çarpıcı süprizine imza atmış olur...

Yazının devamı...

Böyle adalet olmaz

12 Mayıs 2019

Bu maça atanan hakemler... Penaltı kararları... Kırmızı kart... VAR rezaleti... Hepsi bir yana... Emre Akbaba’ya büyük geçmiş olsun. Ne talihsiz oyuncu... Bu kadar travmatik, bu kadar ağır, hem de çok ağır sakatlıklar gelip hep Emre Akbaba’yı mı buluyor? Ne onu bulsun, ne başkasını... Büyük geçmiş olsun sevgili Emre... Allah aşkına moralini bozma... Yılmadan kendini yeni sezona hazırla...<#comment><#comment>
Rize-Galatasaray maçına Serkan Çınar atanıp, VAR da Alper Ulusoy’a teslim edilince yakın çevreme, “Bu maç karakolda biter” demiştim. Maalesef yanılmadım. Bu sezon birbirinden “skandal” hakem performansları gördük ama bu konuda Serkan Çınar ve VAR hakemleri zirve yaptı. Alınteri, emek, hak, hukuk, adalet, hepsini yerle bir ettiler. Yazıklar olsun...
Kendimce bir futbol anlayışım var. Katkı olsun diye, bugün televizyonlarda hakem yorumculuğu yapan çok önemli, mesleki otoriteleri tartışılmayacak hakem hocalarına da sordum. Hepsi, “Böyle hakemlik, böyle kararlar olmaz” dedi. Sayalım.
-İlk penaltıda faulün yapıldığı sırada top oyunda değil... Yani penaltı yok. Hadi verdin... Diagne’nin penaltı atışı sırasında ceza alanı içinde bir ben yokum. Herkes içerde... Diagne’ye ofsayt vereceğine, tekrarlatsana penaltıyı...
-Emre’ye Allah acil şifa versin. Talihsiz sakatlık sırasında Samudio’nun Emre’ye bir darbesi yok , nereden çıktı o kırmızı kart...
-Uzatma dakikalarındaki penaltı, bir hakem hocasının ifadesi ile “sinek ısırığı” gibi... Onyekuru’nun pozisyonun devamını getirme şansı yok. VAR’la kol kola girip nasıl yarattınız o penaltıyı...
Oysa çatır çatır bir maç izliyorduk. Galatasaray iyi başladı, Feghouli sıradışı bir gol attı. İlk çeyrekten sonra Rizespor kendine geldi, pozisyonlar yakaladı, iki topu da direkten döndü. Galatasaray savunmasının rakip 10 kişi oynarken bile bu kadar pozisyon vermesi inanılacak gibi değil. Luyindama iyi ama el-kol, son derece faule ve karta yakın oynuyor.Diagne’nin kaçırdığı penaltıdan sonra, ikinci penaltının başına gelmesi, kendine güveni gösteriyor ve açıkçası takdire değer...

Yazının devamı...

Terim varsa...

6 Mayıs 2019

-Galatasaray müthiş güvenli, Beşiktaş ürkek bir başlangıç yaptı. İlk on dakikanın görüntüsü böyleydi. Galatasaray kenarlardan zorlarken, Beşiktaş kendi ceza alanı çevresinde pas yapmakta ve topu uzaklaştırmakta büyük sıkıntı çekti.<#comment><#comment>
-Sonrasında oyuna denge geldi. Beşiktaş kafayı kaldırdı, rakip alana doğru kendini attı. Ciddi bir tehlike yarattı mı derseniz, hayır... Sağda Lens hiç görünmedi, Ljajiç kayboldu, Burak iki stoperin arasında boğuşmak zorunda kaldı.
- İlk yarıda Gökhan arkasına iki defa Onyekuru’yu kaçırdı, iki çok net gol pozisyonu oldu, ikisini de Karius önledi. Allah’ın hakkı üçtür misali, üçüncü kaçırışında gol geldi.
- Golde taç atışını yanlış verdi diye Beşiktaş’ın hakem Bülent Yıldırım’a çok uzun ve ısrarlı itirazları oldu. Mariano’nun vuruşunda top, Caner’in ayaklarının arasından mı geçti, ayaklarına mı çarptı; Yıldırım’ın günahı boynuna ... Sanki top Caner’e çarpmadan Mariano’nun ayağından taca çıktı gibi... Yani gol öncesi taç yanlış verildi gibi...
- Bülent Yıldırım bu pozisyonda ister haklı olsun, ister haksız, maçı tek kelimeyle “Berbat” yönetti. Sarı kartlarının çoğu yanlıştı, taktir haklarının tamamını tek taraflı kullandı. Çoktan jübile yapması gereken bir hakem gibiydi. Yardımcı hakemin bir saniyede çektiği ofsayt bayrağına uymak için iki dakika VAR kararı bekledi.
-Hakem ne olursa olsun, o başka bir konu... İlk yarıda sahanın genellikle tek hakimi Galatasaray’dı. Belli ki gol gelecekse Galatasaray’dan gelecekti. Sağda Feghouli, özellikle solda Onyekuru, hızları ile Beşiktaş savunmasının dengesini darmadağın ettiler.
- Fatih Terim’in son haftaların “yalan rüzgarı” Ndiaye yerine, sahici ve sağlam Donk ile oynaması son derece iyi bir tercihti ve sahada sonuçlarını verdi. Şenol Hoca’nın solda Adriano-Caner ikilisi yerine, orta alana Necip’ i monte etmesi bir yarar sağlamadı.

Yazının devamı...

Siyah-Beyaz maç

29 Nisan 2019

Vodafone Park Stadı’nda bu sezon hiçbir takım, Beşiktaş karşısında bir maça Ankaragücü kadar “cüretkar” başlamadı. Hücumda Boyd, Orgill, sol kanatta Pinto, Sacko, sağ kenarda Kitsiou adeta Beşiktaş’ın başını döndürdü. Ama Ankaragücü takımı ne kadar iyi oyunculara sahip olursa olsun, Burak Yılmaz gibi “sıradışı” bir golcüye sahip değildi. Beşiktaş koca ilk yarıda rakip kaleye doğru dürüst bir defa gitti ve golü buldu. Burak Yılmaz’ın şutu, uzay üssünden Ay’a gönderilen füze hızıyla Ankaragücü ağlarına yapıştı. Unutulmaz bir gole daha imza atan Burak Yılmaz bu yarıda çok ciddi bir tehlike atlattı. Kulusiç ile mücadelesinde arkaya kadar uzanan elleri-kolları nedeniyle “sarı” kart görse cezalı duruma düşecek ve Galatasaray maçında forma giyemeyecekti. Sarı mı, değil mi elbette tartışılır. Tartışılmayacak olan Burak’ın bu pozisyondan ucuz kurtulmasıydı.<#comment><#comment>
Burak golü attığında, Beşiktaş’a gelişini engelleyemeseler bile erteletenler acaba ne düşündüler. Bir pişmanlık yaşadılar mı, “Biz yanlış yaptık” dediler mi, meraktayım. Beşiktaş, Burak’lı bir dakikanın dışında, belki de ilk yarının tamamında Ankaragücü’nü durdurmaya çalıştı. Öyle ki, Ankaragücü’nün sağ kenar savunmacısı Kitsiou bile gerilerden gelip iki defa şut attı.
Bu yarıda kaleci Karius yere yatmaktan, neredeyse ayakta duramadı. Ankaragücü sahanın her yerinde öyle baskı yaptı ki, Ljajiç ile Dorukhan’ın hücum gücünü adeta sıfıra indirdi. Ljajiç ile Dorukhan, adam kovalamaktan rakip kaleyi gitmeyi, hatta yaklaşmayı deneyemediler bile...
İlk yarı bittiğinde Ankaragücü’nün topla oynamada % 59-41, kornerlerde 6-1’lik üstünlüğü vardı. Ama skor tabelası 1-0 Beşiktaş yazdı. Aradaki fark Burak Yılmaz’dı...
Beşiktaş ilk yarıdan ders almış olmalı ki, ikinci yarıya daha derli toplu ve Ankaragücü’nün hızını keserek başladı. Burak Yılmaz’a yeni aktörler katıldı. Lens hareketlendi, Ljajiç hücuma çıkmaya başladı. Alıştığımız Ljajiç rolünü üstlendi ve golünü de attı. Hele Vida’nın başlangıçtan kısa süre sonra kişisel çabasıyla gelen golü doksan dakikanın sonunu beklemeden maçın kaderini belirledi.
İlk yarı görüntüsüyle, ikinci yarı rollerin değişmesiyle tam bir “Siyah-Beyaz maç” izledik. İlk yarıda rakibini durdurmaya çalışan da Beşiktaş’tı, ikinci yarıda rakibini adeta darmadağın eden de aynı Beşiktaş...
Karius’un kurtardığı penaltı atışı niye tekrarlandı anlamadım. Eğer bu penaltı ihlalden tekrarlandıysa, Türkiye’de her penaltı tekrarlanır. Ülkede zaten yeteri kadar hakem tartışması var, demek ki artık bunlara penaltı atışları da eklenecek.

Yazının devamı...