HAJDE KARADAĞ!

Dünya jet-set’inin göz bebeği Monaco’ya, Balkanlar’dan rakip çıktı. Özellikle Türklerin son dönemdeki gözdesi haline gelen Karadağ’ı buyurun, bir de benden dinleyin.

Hırvatistan’dan başlayıp Karadağ’da noktaladığım 12 günlük bir seyahat yaptım. Onca gün, elimde küçücük bir çekçekle uçaktan indim otobüse bindim, otobüsten indim feribota bindim, bir tek zeplinle denizaltı eksik kaldı yani. Hırvatistan kısmını haftaya okuyacaksınız, hazırsanız şimdi geliyor 620 bin nüfuslu Karadağ.

Gerçek bir jet-set

Konaklama için Tivat mı, Kotor mu, yoksa Budva mı diye bakınırken bir aile dostumuz bu üçünün arasında en hoş yerin Tivat olduğunu söyleyince ben de üs olarak orayı seçtim. Ve Hırvatistan-Karadağ sınırını araçla geçerek (ikisinin arası karayoluyla bir saat fakat gümrük kapısında mecbur bekliyorsunuz), Tivat’a vardım. Tivat, Karadağ’ın güneybatısında yer alan bir sahil şehri. Olayı ise, Kanadalılar tarafından inşa edilen, sonra da Dubaililere satılan limanı, Porto Montenegro. Derme çatma evlerin, terk edilmiş inşaatların, yarısı ekilmiş, yarısı terk edilmiş arazilerin arasından geçip Porto Montenegro’ya vardığınızda basbayağı bir kültür şoku yaşıyorsunuz çünkü burada gerçek bir jet-set ortamı var. Restoranlar, dükkanlar, oteller, hepsi birinci sınıf. İç deniz olduğu için plaj konusunda pek cazip değil Tivat. Ancak konu yeme içmeye gelince Uzak Doğu mutfağında hayli iddialı olan Sumosan’ı tek geçer, tatlı için Moritz Eis isimli dondurmacıyı, kahve içinse Regent Hotel’in kafesini öneririm. Konaklamaya gelince, benim seçimim, Tivat’ın iddialı oteli La Roche oldu fakat “No!” diyorum. Kendisini Tivat’ta değil de, İbiza’da hisseden otelde 7/24 müzik var ve uyumak mümkün değil. Emlakçıları da şöyle bir ziyaret ettiğimde, Tivat’taki lüks rezidansların metrekaresinin 3 ile 5 bin euro’dan satışa sunulduğunu öğrendim.

HAJDE KARADAĞ

Hawaii

Karadağ seyahatimin ikinci günü, Adriyatik’in en sevilen rotalarından biri olan Budva’da aldım soluğu. Tivat’tan taksiyle 15 dakika sürüyor ve taksi ücretleri de öyle uçuk kaçık değil. Gazetelerde okuduğumuz, D-Marin tarafından işletilecek marinanın bulunduğu şehir burası. Budva’ya varır varmaz, Hemingway Bar’da soluklanmanızı önerir ve şehir içinde Mogren 2 gibi güzel plajlar olsa da, balıkçı motoruna 5 euro verip rotanızı Budva’nın tam karşısında konuşlanan Sveti Nikola Adası’na kırmanızı tavsiye ederim. Muhteşem bir deniz, muhteşem bir plaj! Eh, bu ada boşuna “Hawaii” olarak adlandırılmamış. Budva’nın içindeki surlarla çevrilmiş eski şehrin hemen yanı başında kurulan sahnede yaz boyunca klasik ve pop müzik konserleri veriliyor. Ben derim ki bir akşam da Budva’da kalmaya değer.

Dünya mirası

Tivat’tan taksiye binip 10 dakika içinde ulaşabileceğiniz Kotor, küçük fakat barındırdığı tarihi ve mimari eserler açısından oldukça önemli bir yer. Düşünün ki 1979’dan beri UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor. Tüm şehir, Venedikliler döneminde inşa edilen ve ‘’Venedik Duvarı’’ adı verilen surlarla çevrili. Bayâ, geçmişin duvarları arasında geziniyorsunuz. Yarım gün geçirmek için gayet hoş bir yer de aşırı sıcak bir günde gitmenizi tavsiye etmem, zira eriyip o taş duvarlara yapışabilirsiniz.

HAJDE KARADAĞ

Dağ başı

Bana göre Karadağ’ın en sürprizli yanı, başkent Podgorica’da bulunan havalimanına ulaşımıydı. Hakikaten kara bir dağ, çık çık bitmiyor. Araçla dağa tırmandık, bulutlara ulaştık, bulutları geçtik, şoför beye soruyorum, “Ne zaman inmeye başlarız?”, “Daha tırmanacağız” diyor. Sonuçta kulaklarım ve nefesim tıkanmış bir halde, Tivat’tan iki saatlik bir yol kat ederek havalimanına geldim. Yolda şoför beyle konuştuğumuzda “Muhteşem Yüzyıl”, “Binbir Gece”, “Gümüş” gibi Türk dizilerinin Karadağ’da aşırı popüler olduğunu ve özellikle son dönemde Türk yatırımcıların çoğaldığını söyledi.

DİĞER YENİ YAZILAR