BAŞBAKAN’IN BAŞKA BİR ADRESE YÖNELMESİ GEREKİYOR

Milliyet olarak Başbakanlık ta-rafından yöneltilen bir suçlama ile karşı karşıyayız Sedat Ergin

Milliyet gazetesi olarak Başbakanlık tarafından yöneltilen bir suçlama ile karşı karşıyayız.   Başbakanlık, Ergenekon iddianamesinin eklerinde yer alan bir belgeyi yayımladığımız için bizi önceki gün “gazetecilik ciddiyet ve sorumluluğu ile bağdaşmayan” bir tutum içinde olmakla suçladı.
O belgenin gazetede yayımlanması kararını veren yöneticisi olarak bir yanıt vermek durumundayım.          

ÇOK CİDDİ BELGELER VAR
En baştan alalım.  Haber araştırma servisindeki arkadaşlarımız, günlerdir 2  bin 500 sayfa  tutan Ergenekon iddianamesini ve 2 milyon sayfaya yaklaştığını tahmin ettiğimiz eklerini okumakla meşgul.
Basında gazeteler arasında bu konuda kıyasıya bir rekabet yaşanıyor. Her gün bir gazete yüz binlerce sayfa içinden bir belgeyi bulup manşetine taşıyor.  Hemen hemen her gün gazete manşetlerini , ya iddianameden ya da eklerinden alıntılanmış belgeler kaplıyor.
Bu belgeler arasında ciddiye alınması gereken ve doğrudan bir suç örgütlenmesine işaret eden çok  önemli, inandırıcı deliler var. Üstelik bunların bir bölümü , Susurluk gibi  geçmişteki skandallara yeni baştan bakmamızı , hatta yeni soruşturmalar açılmasını  zorunlu kılacak ciddiyette.
Bu belgelerin gün ışığına çıkması Türkiye’nin önünün açılması açısından bir şans olmuştur. Savcı Zekeriya Öz, bu belgelere ulaşarak büyük bir hizmet yapmıştır.    

ÖZEL HAYATA İLİŞKİN BELGELER DE
Belgeler arasında  ikinci bir kategoride doğrudan ya da dolaylı bir şekilde  hiçbir suça işaret etmeyen, dolayısıyla hukuken delil  niteliği tartışmalı  olanlar da var. Bu bölümde , kişiler arasında yapılan ve tümüyle vatandaşların özel hayatlarını ilgilendiren ve Anayasa’nın güvence altına almış olduğu haberleşme hürriyeti açısından problemli bir durum yaratan özel telefon konuşmaları da  yer alıyor.
Örneğin bu bölümde  Cumhuriyet başyazarı İlhan Selçuk’un gazetenin Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Yıldız ile yaptığı ve  ikisinin Rio karnavalı hakkındaki fikir teatisinde bulundukları  konuşmaları da okuyabiliyorsunuz.   Bu konuşmalarda yüzlerce kişinin ismi geçiyor.
Belgelerin bir bölümü ise polisin yaptığı baskınlar sırasında Ergenekon örgütlenmesine mensup olduğu ileri sürülen kişilerin evlerinde ya da ofislerinde ele geçirilen belgelerden oluşuyor.       

BİR DE KURMACA BELGELER VAR
Üçüncü bir kategoride ulusalcı oluşumlara mensup şahısların kendi başlarına yazdıkları raporlar  bulunuyor. Bunlar şahısların hazırladığı, hiçbir resmi niteliği olmayan, her tür iddianın  hiçbir sınır tanınmaksızın dile getirilebildiği belgeler.
Örneğin Veli Küçük’ün evinde ele geçirilen belgelerden birinde, bu satırların yazarının da MİT’çi olduğu yazıyor. Okuduğumda gülüp geçtim.  Savcı Zekeriya Öz’ün böyle bir belgeyi neden iddianameye dahil ettiğine de bir anlam veremedim.
İddianamenin ve eklerinin sayfaları çevrildikçe her gün yeni sürprizlerle karşılaştık.. Örneğin, iddianamede Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 2007 seçimi öncesinde merkez sağdaki ittifakı dağıtması için DYP lideri Mehmet Ağar’a 60 milyon dolar rüşvet verdiği  iddiasına yer veren  bir belgeye de rastladık.
Derken CHP lideri Deniz Baykal’ın 5 trilyon rüşvet aldığı  iddiasını içeren  bir başka belge karşımıza çıktı. Bu gibi örnekler çoğaltılabilir. Dün  de bir gazetemizde Fatih Ürek’in  ölüm işkencesine katıldığı  iddialarına ilişkin bir belge yayımlanmıştı.
Savcı Öz, belli ki , eline geçen  bütün belgeleri herhangi bir ayıklamaya tabi tutmaksızın iddianamenin içine serpiştirmekte,  ayrıca hepsinin orijinal metinlerini üç DVD’de toplayıp  ek halinde soruşturma dosyasına dahil etmekte herhangi bir sakınca görmemiş.
Sonuçta, yüzlerce insan Türk kamuoyuna Ergenekon örgütlenmesiyle ilişkileri varmış gibi tanıtılıyor, bu arada sahte belgeler üzerinden çok sayıda insanın kişilik hakları zarar görüyor.  Bu durumun  yol açtığı hukuki sorunlar ve muhtemel sonuçları ayrı bir yazı ya da yazı dizisinin konusudur.

SON KURBANLAR ERDOĞAN İLE BÜYÜKANIT
Bu uygulamanın en son iki kurbanı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt oldu.
Çünkü,  iddianamenin ekindeki üçüncü DVD’nin 313’üncü klasörünün  33’üncü  sayfasında  Ergenekon tutuklusu emekli Albay Fikri Karadağ’ın evinde ele geçirilen  “Kuvay-ı Milliye” antetli bir belgede ikisi arasında geçtiği ileri sürülen bir konuşma yer alıyor.
Asgari mantık ve izan sahibi herkesin kurmaca olduğunu kolaylıkla anlayacağı bir metin bu. Erdoğan Büyükanıt’a “Sizinle anlaşalım, BOP’a evet deyin , Rockefeller bizi ihya eder”önerisinde bulunuyor. Büyükanıt ise  “Siz bir faciasınız. Bu ihanetiniz cezasız kalamaz.  Bu iğrenç ortamdan çıkıyorum” yanıtını veriyor.
Milliyet,  bu haberi birinci sayfadan “Hayali Konuşma” başlığı ile verdi, içeride verilen haberde  belgenin kurmaca olduğu da özellikle vurgulandı. 

LÜTFEN BAŞKA BİR ADRESE BAKIN
      Milliyet, Türkiye’nin gündeminde en üst sırasını işgal eden iddianamenin ekinde yer alan  bir metni yayımlayarak ve bunun sahte olduğuna dikkat çekerek gazetecilik görevini eksiksiz yerine getirmiştir. Bu belgenin varlığı bir olgudur.
Anlaşılamadık olan, Başbakanlık tarafından önceki gün yapılan açıklama. Günlerdir  onlarca kişinin kişilik hakları iddianamenin içinden ya da eklerinden yayılan kurmaca belgeler nedeniyle  zarar görürken buna sessiz kalan Başbakan Erdoğan, işin kendisine dokunduğu noktada birden tepki gösterme ihtiyacını duyuyor ve bunu yayımlayan gazeteyi “ciddiyetsizlik” ve “sorumsuzlukla” suçluyor.
Bu suçlamayı kabul etmiyoruz Sayın Başbakan.
Bir sorun var gibi gözüküyor ama galiba  bir başka adrese yönelmeniz gerekiyor.