Çarşamba günü açıklanan enflasyon raporunda 2017 yılı enflasyon tahmini yüzde 8.7’den yüzde 9.8’e revize edildi. Sene sonu enflasyon tahmininin yukarı yönlü revize edilmesi zaten beklenen bir adımdı. Bu toplantıda ve geçmiş toplantılardaki asıl sorun kanımca iletişim sorunu. Merkez neyi neden yaptığını net bir dille anlatamıyor. Bu da para politikasında son 25 yılın en önemli kazanımı olduğunu söyleyebileceğim, özellikle gelişmiş ülke merkez bankalarının aktif ve etkili bir şekilde kullandıkları iletişim politikalarından Merkez’in faydalanmasını engelliyor.

Merkez’in yaklaşık bir senedir uygulamada olan geç likidite penceresi (GLP) vasıtasıyla borç verme politikasının en önemli sorunu iletişimdi. Çünkü ilk başta “dinamik” olması için bu yolla likidite verdiğini söyleyen Merkez, zaman içerisinde bu politika kemikleşmeye başlayınca geriye dönüp bir açıklama yapamadı. Neden böyle sıra dışı bir yöntemle para arzının ayarlandığı sorusuna tatmin edici bir cevap alınamadı. Öte yandan, bu uygulamanın temel özelliklerinden biri “Her an faiz düşebilir” algısı ve bu nedenle ileriye dönük faiz sözü verilmemesi olduğu için kısa vadeli faizlerdeki 400 baz puanlık artışın uzun vadeli faizlere aktarımı sınırlı kaldı. Merkez son toplantıda para politikasında “kararlı” olduğunu söyleyerek bu iletişim hatasını telafi etmek istiyor gibi. Ancak iletişim konusunda artık katılımcılar da ümitlerini kesmiş olmalı ki dünkü basın toplantısında kimse çıkıp “Kararlı bir faiz politikası ‘dinamik’ GLP politikasıyla çelişmez mi?” sorusunu sormadı.

Sıkı para politikası

Dünkü toplantıda sorulmayan sorular kadar sorulup netlik kazanmayan sorular da vardı. Bunlardan en önemlilerinden biri, yüzde 10’luk sene sonu enflasyon beklentisi ve yüzde 5’lik hedefle para politikasının nasıl “sıkı” olarak nitelendirilebileceği ve faizlerin daha da artırılması gerekip gerekmediği sorusuydu. Başkan Çetinkaya bu soruya verdiği cevapta enflasyonu 2018’de yüzde 7’lik hedefe çekmek için mevcut faiz seviyesinin yeterli olduğunu söylemekle yetindi.

Bu tür bir cevap belki sokaktaki vatandaşa hitaben basitleştirilmiş bir cevap olarak uygun olabilir. Ama o toplantıya katılan ve ekran başında takip eden profesyonellerin bilgi ve ilgi seviyesi için yeterli bir cevap olmaktan çok uzak.

Benzer toplantıları bir süredir yapmakta olan Fed ve ECB örneklerine baktığımızda, cevapların temel ekonomik formasyon çerçevesinde, yapılan varsayım ve öngörüleri harmanlayarak verildiğini görüyoruz. Mesela Draghi’ye “Büyüme tahminini revize ettiğiniz halde neden QE’ye devam ediyorsunuz?” şeklinde bir soru geldiğinde, “Öyle uygun buluyoruz” demiyor. “Revize edilmiş büyüme tahminimizin altında QE’nin devam edeceği varsayımı var, aksi takdirde o büyüme rakamına ulaşamayız” diyor. Bu cevabı aldığınız zaman en fazla varsayımı sorgularsınız, ama ECB’nin kararının hangi prensip ve mantıkla verildiğini anlarsınız.

TCMB’nin de bu tür bir cevaplama tarzını benimsemesi bu toplantıların amaç ve anlamını yerine getirmesi açısından daha uygun olur. Aksi takdirde, verilen cevaplar kaçamak ve teknik seviyesi düşük olduğu sürece katılımcıları aydınlatmak ve ileriye dönük sözlü yönlendirmeyi hızlandırmak gibi bir hedeften söz etmek maalesef mümkün olmaz.

EtiketlerFEDÇetinkaya