Bu haftaki iki önemli veri, yüzde 5.1’lik ikinci çeyrek büyüme rakamı ve Merkez Bankası’nın faiz kararı oldu. Bu veriler birbiriyle yakından ilintili. Çünkü büyüme rakamı bir ülkenin potansiyeline göre ne noktada olduğunu gösteriyor. Para politikası da ülkeyi potansiyel büyüme seviyesine getirerek fiyat istikrarı sağlamayı amaçlıyor. Çünkü potansiyel büyüme oranı tanım gereği enflasyonist baskı yaratmayan büyüme oranını gösteriyor. Türkiye’de ise büyük resmi görüp ona göre bir değerlendirme yapmak biraz sıkıntılı. Neden mi?

Öncelikle Türkiye’de kur kaynaklı ciddi bir maliyet enflasyonu var. Ayrıca, yıllardır düşürülemeyen enflasyonun yarattığı yapışkan bir beklenti etkisi var. Bu ikisi yüzünden talep düşük bile olsa enflasyonist baskı oluşacağı için sıkı para politikası gerekiyor.

Enflasyonun ikinci boyutu ise talep boyutu. Bir ülkede büyüme rakamı potansiyelin üzerine çıkarsa talep kaynaklı enflasyonist baskı oluşur. Türkiye’deki enflasyonun ne kadarının talepten kaynaklandığını tespit edebilmek için öncelikle potansiyel büyümenin nerede olduğunu bilmemiz lazım.

Potansiyel nerede?

Potansiyel büyüme ülkenin uzun vadeli büyüme kapasitesini gösteriyor. GSYH serisi revize edilmeden önce Türkiye için uzun vadeli büyüme rakamı yüzde 4.5-5 aralığında idi. Son revizyonların yarattığı bir sorun 2009 öncesi ve sonrası için büyüme rakamlarının karşılaştırılmaması. Bizzat TÜİK tarafından dile getirilen bu husus iki dönemde kullanılan hesaplama tekniklerinin birebir örtüşmemesinden kaynaklanıyor. Bu kısıtlama ise uzun vadeli potansiyel büyüme hesabı yapmayı en azından şimdilik çok zorlaştırıyor.

2009 sonrası 7 senelik dönem uzun vadeli ortalama hesaplamayı mümkün kılmıyor. Çünkü bu kadar kısa bir zaman periyodu konjonktürel dalgalanmaların etkilerini yansıtıyor. En basit örnekle, 2009 resesyonunu dâhil etmezseniz yüzde 6.75, dâhil ederseniz yüzde 5.3 gibi bir ortalamayla karşılaşıyorsunuz. Bir tarafta da bu kadar teşvikle ülke son iki çeyrekte ancak yüzde 5 büyüyorsa potansiyel yüzde 3’lerde olabilir diyen bir görüş var.

Merkez’in kararı

Potansiyelin nerede olduğunu bilmek neden önemli? Çünkü potansiyeli bilmeden büyüme rakamını değerlendirmek mümkün değil. Size bir çocuğun kilosu 15 kg. derlerse bunun çok mu az mı olduğunu anlamak için bir referans noktası ararsınız. Bu da çocuğun boyu ve yaşıdır. Benzer şekilde potansiyel büyüme hızının nerede olduğunu bilmeden ülke hızlı mı büyüyor yoksa durgunluk mu yaşıyor belirleyemezsiniz. Bunu yapamayınca da bir politika tavsiyesinde bulunabilmek imkânsızlaşır.

Bunca karışıklığa rağmen Türkiye’de işleri kolaylaştıran bir nokta var. O da yüzde 10.7’ye ulaşmış olan enflasyon rakamı. Enflasyonun böylesine yükseldiği bir ortamda sebebi talepten mi geliyor maliyetten mi geliyor bilmeseniz de yapacağınız tek şey var. O da sıkı para politikasından ödün vermemek.  Merkez’in filizlenmeye başlayan faizler insin baskılarına rağmen herhangi bir indirime gitmemesi bu yolda atılmış doğru bir adımdı.