Hafta başında S&P’nin yayımladığı raporda yeni bir kırılgan beşli listesi oluşturduğu haberini aldık. Yeni listedeki ülkeler Türkiye, Arjantin, Pakistan, Mısır ve Katar’dan oluşuyor. S&P, gelişmiş ülke merkez bankalarının kriz sonrası dönemde uygulamış oldukları bol likidite politikasının son buluyor olmasını bu gruplama için esas gerekçe olarak göstermiş.

Raporda, gelişmiş ülkelerde uygulanmaya başlayan sıkı para politikasının gelişmekte olan ülkeleri iki kanaldan vuracağının altı çiziliyor. Bunlardan biri, doların değer kazanmasıyla birlikte dolar cinsi borçlanan gelişmekte olan ülkelerin borç maliyetinin artıyor olması. İkinci kanal ise dolara ödenen faizin artmasıyla birlikte Amerikalı yatırımcıların paralarını anavatanlarına götürmeyi tercih etmeleri sonucu yabancı fonların kuruması. İşte bu nedenle, yeni kırılgan beşli tanımlanırken dövize en çok ihtiyacı olan ülkeler göz önünde bulundurulmuş.

Bundan iki sene önce “kırılgan beşli” kavramı ilk kez tanımlanırken Türkiye bu sefer Brezilya, Hindistan, Endonezya ve Güney Afrika ile birlikte bu sevimsiz kategoriyi paylaşmıştı. Gelgelelim, aradan geçen iki sene içerisinde gruptaki diğer ülkeler bu etiketten kurtulurken biz hâlâ en kırılgan görülüyoruz. Peki, neden böyle?

S&P döviz ihtiyacını değerlendirirken cari açık ve dış borç kriterlerini kullanmış. Bu iki göstergeye hızlıca baktığımızda, “eski” kırılgan beşli ülkelerinin zaman içerisinde bu kriterlerde iyileşme kaydettiğini ama bizim yerimizde saydığımızı görüyoruz. Bizimle birlikte kırılgan beşli grubuna katılan “yeni” ülkeler ise bu göstergelerde bozulma yaşamışlar.

Yukarıdaki tablo cari açık verilerini gösteriyor. Burada 2015’te kırılgan beşli olarak nitelendirilen eski gruptan bizim dışımızda hemen hepsinin cari açık rakamlarında gözle görülür bir iyileşme görüyoruz. Yeni kırılgan beşli içinse bunun tam tersi şekilde cari açığın son iki senede arttığına şahit oluyoruz. 

Bu tablo ise aynı dönem için dış borç rakamlarını gösteriyor. Burada da göze çarpan unsur, GSYH’ye oran olarak oldukça büyük bir dış borca sahip olan Türkiye’nin zaman içerisinde de artan bir dış borç trendine girmiş olması.