Yabancı sermaye girişi ne âlemde?

Eklenme Tarihi12.01.2018 - 0:38-Güncellenme Tarihi12.01.2018 - 0:38

Bir ülkeye giren yabancı sermayeyi uzun vadeli ve kısa vadeli olarak iki gruba ayırmak mümkün. Uzun vadeli sermayenin girişinde ülkenin uzun vadeli ekonomik görünümü, büyüme potansiyeli, eğitim kalitesi, yargı bağımsızlığı gibi pek çok temel göstergeye bakılıyor. 

Şekilde yeşil çizgiyle doğrudan yabancı yatırımlar (DYY), mavi çizgiyle ise uzun vadeli özel sektör borçlanması gösteriliyor. Her iki serinin de benzer bir trend izlediğini, AB ile müzakerelerin başladığı ve yapısal reformlarda somut ilerlemeler kaydedildiği 2003-2007 döneminde DYY’nin zirve yaptığını görüyoruz. DYY bir ülkeye iş kurma amacıyla geliyor. Nihai amaç kâr edebilmek olduğu için, o ülkenin uzun vadeli ekonomik göstergeleri ve sunduğu makroekonomik hikâyeye bakılıyor. Uzun vadeli borçlanma da benzer değerlerle yakından ilgili ancak global likidite koşullarından ve iç talepten daha fazla etkileniyor.

2007 Nisan ayında 26.3 milyar dolarla zirve yapan DYY sonraki on yıllık dönemde önemli bir azalma yaşamış ve Ekim 2017 itibarıyla 8.5 milyar dolara düşmüş durumda. Benzer şekilde özel sektörün de 2017 yılındaki yüksek büyüme rakamlarına rağmen uzun vadeli borçlanmada sıkıntı yaşadığını görüyoruz.

Kısa vadede durum

Kısa vadeli borçlanma ise ülkenin genel ekonomik ve siyasal görünümünden ziyade global risk iştahından, verilen faizden ve kısa vadeli risklerden etkileniyor. Bu tür yatırımlar spekülatif kazanç amaçlı olduğu için çok daha oynak bir görünüm sergiliyor. İkinci şekilde gösterilen kırmızı çizgi kısa vadeli kredileri, mavi çizgi ise portföy yatırımlarını gösteriyor. 2013 Mayıs ayında zirve yapan portföy yatırımları, sonrasında hızlı bir düşüş göstermekle beraber 2016’nın ikinci yarısından itibaren tekrar yükselişte ve 2017 kasım itibariyle 30.6 milyar dolar seviyesinde bulunuyor.

Kırılganlık artıyor

Cari açık finansmanının uzun vadeli sermayeden kısa vadeli sermayeye kayması ülke riskini ve kırılganlıkları artırıyor. Çünkü kısa vadeli sermayedeki volatilite bir taraftan kurdaki çalkalanmaları tetiklerken bir taraftan da finansmanın ani artış ve azalışı büyüme rakamlarını daha oynak hale getiriyor. Yani finansal istikrarı tehdit ediyor.

Dolayısıyla, hedefimiz uzun vadeli finansman kaynaklarını ve doğrudan yatırımları artırmak, portföy yatırımlarını ise dengelemek olmalı. Bunun için acil yapılması gereken ise Batı ile ilişkilerimizi tekrar rayına oturtmak, eğitim ve hukuk gibi temel alanlarda yaşanan problemleri kökten kaldıracak düzenlemelere gitmektir.

 

 

 

Etiketler