Dışişleri Bakanı Babacan, Ermenistan’a yapılan “Ortak Tarih Komisyonu” önerisinin halen geçerli olduğunu belirterek, “Tarihimizden asla korkacak bir şeyimiz yok ve bu tarih komisyonunun belgeler üzerindeki çalışmasındaki sonuçlarla Türkiye olarak şimdiden yüzleşmeye hazırız” demiş.
Bu sözler yeni değil. Başbakan Erdoğan aynısını çeşitli vesilelerle söyledi. Ancak, dünyanın yakından izlediği Türkiye ile Ermenistan arasındaki son gelişmeler ışığında bu çıkış yine de dikkat çekecektir.
Fakat, bu sözlerinin içinin nasıl doldurulacağı belli değil. Zira Türkiye’de “Ermeni meselesi” konusunda resmi tarihin basit çözümlemelerinin ötesine geçildi mi, ortalık karışıyor. Ermeni tarafında da durum farklı değil.  

Ezber bozan yaklaşım gerekli

Türkler için tarihimizin bu boyutunun ayrıntılarını eşelemek nasıl “tabu” sayılıyorsa, aynı şey onlar için de geçerli. 1915’i bütünlüklü olarak anlamamızı sağlayacak gerekli “sentezler” de bu yüzden bir türlü ortaya çıkamamıştır.
“Ortak Tarih Komisyonu” fikrini hep destekledik. Ancak “tarihi boyut"u “siyasi boyut"tan ayırmak gerektiğini de hep söyledik. Soykırım meselesi bugün Ermeniler açısından bir “siyasi ve diplomatik araç” haline gelmiştir.
Türkiye de, haliyle, buna karşı siyasi tavırlar geliştirmek zorunda kalmıştır. Bu durum da, tabii ki, tarihin “eğitici” boyutunun ortaya çıkmasını engellemiştir. Oysa iki taraf kadar dünyanın da 1915’e giden yoldan alacağı çok “ders” var.
Bu yüzden, Türkler ile Ermeniler arasında bir gün uzlaşma olacaksa iki taraftaki ezberi bozan yaklaşımlara ihtiyaç var. Ermeni tarafında bunun daha zaman alacağı anlaşılıyor. Türk tarafındaysa bu yönde bazı gelişmeler olduğu gözleniyor.
Buradaki son örnek, cumhuriyetimizin yetiştirdiği en başarılı diplomatlardan olan emekli Büyükelçi Volkan Vural’ın söyledikleridir. Geçen hafta Taraf gazetesinde Neşe Düzel ile bir söyleşisi yayımlanan Vural’ın sözlerinin ayrıntılarına girecek yerimiz yok. 
İlgilenenler söyleşiye internet üzerinden kolaylıkla ulaşabilirler. Vural’ın söyledikleri özetle şudur:
“Tehcire uğramış Ermenilerle diğer azınlıklar isterlerse T.C. vatandaşlığına otomatik olarak alınmalı. Tehcir edilenlerin mallarının hesabını çıkarmak artık zor. Fakat bir fon kurulabilir ve sembolik bir tazminat verilebilir. Bu arada, Ermenilerden, ‘Bu olaylar Türkiye’ye yakışmayan hadiselerdir. Biz bunları tasvip etmiyoruz’ diye özür de dilenebilir.”

İki siyasi sorumluluk var

Bunlar tabii ki Türkiye’de kolay kabul edilebilecek fikirler değil. Ülkemizde bu düşüncelerin hazmedilebilmesini sağlayacak “hümanist gelenek” henüz olgunlaşmadı. Ancak, kritik bir zamanda yaptığı Moskova Büyükelçiliği sırasında Ermenistan ile ilk temasları kuran kişi olan Vural’ın bunları söylemesi yine de çok önemli.
Nitekim sözleri dışarıda hemen dikkat çekti. İçerdeyse Vural’a hakaretlerin yağdığını tahmin etmek güç değil. Ne var ki, Vural bunları göğüsleyip kendisini eleştirenlere yanıt verecek cesarete ve entelektüel altyapıya fazlasıyla sahip.
Aynı cesareti Ermeni tarafından da bekleme hakkımız tabii ki bakidir. 1915 trajedisine giden yolda iki taraftaki siyasi liderliğin sorumluluğu olduğu kesin. Bu işin içinden çıkılacaksa, bunun yolu karşılıklı suçlamalar ve boş sözler değil, bilimsel bir tarih anlayışı ve çağdaş gereklere hitap eden siyasi cesarettir. 

Etiketler