Alerjik Nezleyi Grip Sanmayın!

28 Mayıs 2019

Mevsimi geldi geçiyor alerjiden kurtulamadık. Özellikle de solunum alerjisi pek çoğumuzun problemi. Geçen yıl İsveçli bilim insanlarının yaptığı bir çalışma, alerji riskini azaltmak için doğaya ihtiyacımız olduğunu düşündürüyor. Çalışmayı yapan araştırmacılar, bebekliklerinde birlikte yaşadıkları evcil hayvan sayısı ne kadar çoksa, çocuklarda alerji riskinin o kadar azaldığını açıkladılar. Kim bilir belki de bir değil birkaç hayvan beslemek çocuklu aileler için iyi olabilir. Tabii evcil hayvanlara doğru ve iyi bir şekilde bakılması gerektiği, onların aşılarının ve sağlık kontrollerinin de yaptırılması gerektiğini unutmamak gerekiyor. Ancak bu kesinlikle tıbbi bir tavsiye değil son kararı hekiminiz verecektir.

Öte yandan alerjik nezlenin sık görüldüğü bahar ve erken yaz aylarında kimileri bu belirtileri grip ve soğuk algınlığı ile karıştırabiliyor. Eğer sizin de burun tıkanıklığı, burun akıntısı, defalarca hapşırma atakları, burunda ve damakta kaşıntı, gözlerde sulanma ve kızarıklık gibi şikâyetleriniz varsa alerjik nezle probleminiz olabilir. Alerjik nezle hakkındaki sorularımı KBB Uzmanı Op. Dr. Kağan İpçi yanıtladı.

Alerjik nezle nedir?

Alerjik nezle, bahar aylarında daha sık olmakla beraber, nadiren yıl boyunca da belirtileri görülebilen bağışıklık sistemimizin alerjenlere karşı anormal, abartılı bir yanıtıdır. Herhangi bir yaşta tetiklenip ortaya çıkabilir. Bu, vücudun alerjenle hangi yaşta karşılaştığı ile ilgilidir. En sık görülen alerjenler, polen, küf mantarı, ev akarı, toz ve hayvan tüyü olup bunların dışında onlarca kimyasal ve biyolojik molekül de olabilir.

Alerjik nezle belirtileri nelerdir?

Burun tıkanıklığı, burun akıntısı, defalarca hapşırma atakları, burunda ve damakta kaşıntı, gözlerde sulanma ve kızarıklık gibi şikâyetleriniz varsa alerjik nezle probleminiz olabilir. Benzer belirtiler nezle, grip ve sinüzit gibi diğer burun ve sinüs enfeksiyonlarında da görülebileceğinden hastalar tarafından çoğunlukla’ sık grip geçirme’ şeklinde yorumlanabilir.

Belli mevsimlerde ve fiziksel ortamlarda tekrar etmesi, ateş ve halsizlik gibi hastalık belirtilerinin olmaması ile enfeksiyon hastalıklarından ayırt edilebilir.

Alerjik nezle burun mukozasının ödemi ve burun etlerinin (konka) hacimce büyümesine neden olarak burun tıkanıklığı yapar. Hayat kalitenizi olumsuz etkilemekle kalmaz, sinüzit, orta kulak enfeksiyonu, farenjit ve larenjit gibi üst solunum yolu hastalıklarının da daha sık geçirilmesine neden olabilir.

Yazının devamı...

Herkes Gibi Herkesle Beraber

28 Ocak 2019

Pozitif ve akılcı bakış açısının hayatı nasıl değiştirebileceğini adım adım anlatan Mavi Orkide kitabından söz edeceğim size. Okurken ötekileştirme duvarlarını yıkan kitabın yazarı ise 1973 doğumlu 'Cerebral Palsy'li bir bilgisayar programcısı Alper Şirvan. Hayatım boyunca “Herkes gibi herkesle beraber” yaşamak için mücadele ettim diyen Alper’in ilham veren öyküsünü konuştuk ama öncesinde bakalım Alper Şirvan kim, neler yapmış…

Şirvan, ilkokulu sadece 1 yıl okuyarak bitirdi. Okuma yazmayı ilkokul öğretmeni annesinden öğrenen Şirvan “İlle de okuyacağım” diye tutturunca ve girdiği sınav sonrası “ilkokuldan mezun olabilir” hükmü verilse de 1 yıl dahi olsa ilkokul öğretmenini görme arzusuyla diretti. 1984-85 öğretim yılında, İhsan Dikmen 2. İlkokulunda şansına, bir yılda iki öğretmen görerek mezun oldu.

Orta ve lise öğrenimimi, öğretmen babasının görev yaptığı okullarda tamamladıktan sonra, Uludağ Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı Bölümünü 1995 yılında dereceyle bitirdi. Alper Şirvan, 1998’de başlayıp kamu ve özelde aralıksız devam eden iş hayatına, halen Bursa Yıldırım İlçe Sağlık Müdürlüğü Sağlıklı Hayat Merkezi KETEM (Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi)'de fiilen Bilgisayar Programcısı olarak devam ediyor.

Mavi Orkide dışında 1996-2009 yılları arasında yayımlanmış bir hikâye iki şiir olmak üzere üç kitabı daha olan Şirvan, 1996-2003 yılları arasında biri yurtdışında olmak üzere dört resim sergisine imza attı.

Hastalık Sürecinde Neler Yaşadınız?

Öncelikle Cerebral Palsy’nin bir hastalık olmadığını ifade etmekle başlayalım.

Peki nedir Cerebral Palsy?

Cerebral Palsy, çocuklukta en sık rastlanan, tüm dünyada 17 milyon kişide görülen bir fiziksel engellilik durumudur. Gelişimini tamamlamamış beynin; doğum öncesi, doğum sırası veya doğum sonrası dönemde hasar görmesi nedeniyle oluşur.

Yazının devamı...

Çocukluk Çağı Olumsuz Yaşantıları Çocuklukta Kalmıyor!

2 Aralık 2018

Dünyada yaşanan çeşitli toplumsal veya aile içi olumsuz olaylardan öncelikle çocukların etkilendiği biliniyor. Yapılan bilimsel araştırmaların sonuçlarına göre, çocukluk çağı olumsuz yaşantıları çocuklukta kalmıyor ve erişkin dönemi de etkiliyor. Ayrıca araştırmalar, bu tür çocukluk yaşantılarının maalesef kanserden hipertansiyona, obeziteden diyabete ve hatta kalp krizine kadar birçok hastalığın görülme sıklığını da artırdığına işaret ediyor. Geçtiğimiz günlerde yayınlanan, Harvard ve Columbia Üniversitesi'nden bilim insanlarının yer aldığı bir araştırma, olumsuz çocukluk yaşantılarının etkilerinin genetik mekanizmalar ile sonraki kuşaklara da aktarıldığına işaret ediyor. Yaşanan süreğen stres DNA'mızla sonraki nesillere geçerek onları da olumsuz yönde etkileyebiliyor.

Bu konu ve araştırma hakkında, Marmara Üniversitesi’nde Çocuk ve Ergen Psikiyatristi olan Dr. Veysi Çeri “Çocukluk çağı olumsuz yaşam koşulları denildiğinde her türlü zorlu yaşantıyı dahil edebiliriz ancak asıl üzerinde durduğumuz Dünya Sağlık Örgütü (D.S.Ö.) tarafından çocukluk döneminde maruz kalındığında sonraki yıllarda kişinin tıbbi ve psikolojik iyilik hâli üzerine ciddi olumsuz etkileri olduğu çeşitli araştırmalar ile kanıtlanmış 10 temel olumsuz yaşantıyı kastediyoruz” dedi.

D.S.Ö.’nün belirlemiş olduğu çocukluk çağı olumsuz yaşantıları neler?

1- Bu grup yaşantılar içinde fiziksel, duygusal ve psikolojik istismar unsurları yer alır. Meselâ çocukluk döneminde evde yaşayan yetişkinlerin çocukla alay etmeleri, lakap takmaları, aşağılamaları vb.

2-Dayak veya fiziksel şiddete maruz kalmak ki bu durum evdeki yetişkin biri ya da birileri tarafından sıklıkla itilip kakılma, tokat atılma, kendisine bir şey fırlatılması veya vücudunu morartacak derecede dayak atılması.

3-Cinsel istismar ile duygusal istismar.

4-Duygusal istismar kavramı içinde aile üyeleri tarafından sevilmediğini ya da gözetilmediğini hissetmek yer alıyor. Aile üyelerinin birbirlerini gözetmediklerini ya da birilerine destek olmadıklarını görmek de yine duygusal ihmal kavramına dahil ediliyor.

5. Fiziksel ihmal. Bundan kasıt çocuğun gelişimi için yeterli fiziksel koşulların sağlanamamış oluşu. Meselâ, yeterli yiyecek bulamamak, kirli elbiseler giymek zorunda kalmak veya hastalandığında doktora götürülmemek.

Yazının devamı...

Çocuk Hakları Gününde Siber Zorbalık ve İstismar Rakamları Dikkat Çekiyor

19 Kasım 2018

20 Kasım'da Dünya Çocuk Hakları Günü'nü kutluyoruz. Bugün aslında balonlarla kutlanacak bir günden daha çok dünyanın dört bir yanındaki savunmasız, korunmaya ihtiyacı olan çocukların durumuna ilişkin farkındalık yaratmak için bir fırsat. Bu konuda bir gün değil her gün düşünmemiz gerekiyor.

Yetişkinler olarak bizler sorumlu davranmak zorundayız çünkü onları bizler dünyaya getirdik. 18 yaşın altındaki çocuklar ve gençler için hazırlanan Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi, çocuk hakları konusunda en çok kabul gören sözleşmedir. Türkiye’de bu sözleşmeyi kabul etmiştir. Ancak globalleşen dünyada artık siber suçlar da devrede olduğundan bu sadece kabul eden ülkelerin değil her devletin sorumluluğudur.

Çocuk hakları siber zorbalık ve istismar

Çocuk hakları başta sağlık, eğitim, aile hayatı, oyun ve eğlence, yeterli yaşam standardı,çalıştırılmama olmak üzere istismar ve zararlardan korunma hakkını da içerir. Bu haklar, çocuk büyüdükçe zamanla değişen gelişimsel ve yaşa uygun ihtiyaçlarını da kapsamaktadır.

Çocukların son yıllarda en çok karşı karşıya kaldığı tehlikeler arasında siber zorbalık ve istismar rakamları dikkat çekicidir. Dijitalleşen dünyada çocuklar ile ilgili siber zorbalık giderek artmaktadır. Microsoft verilerine göre 2015 yılında internete her gün 720.000 çocuk istismarı görüntüsü yüklenmiştir.

Facebook ise bu yılın son çeyreğinde çocuklarla ilgili 8.7 milyon cinsel sömürü fotoğrafını kaldırdığını duyurmuştur. Facebook, yapay zekâ kullanımı sayesinde, her gün yayınlanan milyarlarca içeriği tarayarak çocukların yasa dışı görüntülerini kaldırabildi. Evet teknoloji geliştikçe önlemler de artıyor ancak yeterli değil, herkesin elini taşın altına koyması gerekiyor. Yapay zekâ ile yapılan taramalar şifrelenmiş iletişim ağlarında ve dark web tabir edilen bazı kör noktalarda henüz işe yaramıyor.

Siber ortamda olsun ya da olmasın tüm şirketlerin, tek tek her bir yetişkinin çocuklara zarar veren her konuda önlem alması gerekiyor. Bu kapsamda, ebeveynler çocuk hakları konularında bilinçlendirilmeli, çocuklara da bu bilgiler verilmeli. Devletlerin, markaların, insanların bu yönde yapılan sosyal sorumluluk projelerine önem vermelerini ve çocuklara iyi bir dünya bırakabilmek için bu konuda daha duyarlı olmalarını diliyorum.

Serap Torun

Yazının devamı...

Dijital Reklam Nereye Koşuyor?

18 Ekim 2018

Medya kanallarında dijital reklam gösterimleri giderek artıyor. Dijital ağ genişledikçe de daha fazla marka bu alanda yer almak istiyor. Pazar, tüketici ürünlerinden otomotive ve turizm sektörüne kadar uzanıyor. IAB Türkiye AdEx-TR 2018 ilk 6 ay sonuçlarına göre dijital reklam yatırımları, 2017’nin aynı dönemine oranla yüzde 14 oranında artarak 1.213 milyon TL’ye ulaştı. Bu henüz ülkemiz için çok büyük bir rakam değil. Globale baktığımızda bu rakamın sadece ABD’de 2018’in ilk yarısında 111,14 milyar dolar olduğunu görüyoruz.

Markalar dijitali henüz tam olarak bilmiyor

Türkiye’de markaların pek çoğu dijital reklamcılığı sadece sosyal medya, Google reklamları olarak algılıyor. Oysa dijital reklamcılık sandığınızdan büyük bir alan. Burada yer alan kanallar ise teknoloji ile birlikte her geçen gün değişiyor. Eğer bunları bilmiyorsanız ya da bilenler ile çalışmıyorsanız reklama harcadığınız paranın, reklamın getirisi ile aynı olması hatta daha az olması kaçınılmaz. Günün sonunda doğru hedeflenmemiş, hiçbir yaratıcılık içermeyen, müşteriye yönelik kişiselleştirmenin olmadığı reklamlar ile başarı elde edemeyebilirsiniz.

Bu noktada markanın kurumsal stratejisi, duruşu da önem kazanıyor. Birkaç medya organında haber olarak marka olma dönemi çoktan geride kaldı. Teknik detayların ön plana çıkması ile liyakat önem kazanıyor ve önümüzdeki günlerde “ben markalaşmayı iyi bilirim” diyen herkesin sizi marka yapamayacağını ve kazanç yaratamayacağını daha iyi göreceksiniz.

Mobilin önlenemez yükselişi

Mobil reklamcılık, dijital reklamcılığın içinde önemli bir yere sahip. 2018'in sonunda ABD'de 76,17 milyar dolarlık bir paya sahip olacağı tahmin edildi. Peki bu ne demek? Bu, ABD’de TV'den 69,87 milyar, basılı yayınlardan 18,74 milyar, radyodan 14,41 milyar ve ev dışı medyadan 8,08 milyar dolar fazla demek. Türkiye’ye baktığımızda ise mobil reklam yatırımlarının ilk 6 ayda, 621 milyon TL olduğunu görüyoruz. Burada 205 milyon TL’lik büyüklüğe ulaşan sosyal medya reklamlarının %77’sinin mobil cihazlarda yer aldığını da unutmamak gerekiyor.

Mobilde neler yapabildiğimize gelirsek burada çok geniş bir alanımız var. Örneğin, konum bazlı hedeflemelerde reklam verenin konumuna tüketiciyi yönlendirmek mümkün veya kullanıcının içinde bulunduğu ortamın ısısına göre ona bir soğutucu yahut ısıtıcı reklamı gösterebiliriz. Soğuk bir ortamda yaşayan birine sıcak yaz günlerini tatili anımsatacak bir reklam göstermek sizi tercih sebebi yapabilir. Tüm bunları etkileşimli yapabilmek de mümkün. Çünkü artık kullandığımız ve bize en yakın cihaz olan akıllı telefonlar hayatımızın büyük bir bölümünü kapsıyor. Dünyada diş fırçasından çok akıllı telefon satıldığını düşündüğümüzde bunun gerçekten ne kadar önemli olduğu bir defa daha ortaya çıkıyor.

Yazının devamı...

Hekimler Meslektaşları İle Daha Hızlı Bilgi Alışverişi Yapabilecek

5 Ekim 2018

Hekimlerin biribirleri ile bilgi paylaşımı hastaların yararına sonuçlar doğurur. Bu nedenle de dönemsel toplantılar düzenlenir. Bu toplantılarda vaka çalışmaları, yeni gelişmeler ve tecrübeler paylaşılır. Günümüzde bu bilgilerin daha kolay ve hızlı şekilde paylaşılabileceği farklı mecralar da oluşuyor. Teknolojinin nimetlerinden özellikle tıp alanında oldukça etkin şekilde faydalanılıyor. Son dönemde bu konuda yapılan bir mobil uygulama tam da bu noktada hekimlerin ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde konumlanmış. Her branştan 100’den fazla hekimin görüşleri dikkate alınarak Kocaeli Üniversitesi Teknopark’ta geliştirilen KOSGEB destekli HippocrApp uygulaması tıp ve diş hekimlerine tıbbi paylaşım, iletişim ve dayanışma imkânı sunarak, hekimlerin bilgiye ve tecrübeye kolay ulaşmalarını sağlıyor.

Uygulama hakkında Proje Yöneticisi Genel Cerrah Opr. Dr. Fahri Yılmaz, “HippocrApp Türkiye ve dünyadaki bütün sağlık kurumlarında, sohbet ortamlarında kısıtlı zaman ve yetersiz verilerle yapılan ayaküstü çözümlerin yerini alacak bir uygulama. Bu sayede verileri doğru şekilde girilmiş olan hasta dosyaları aynı branş hekimleri tarafından izlenebilecek ve yorumlarla destek verilebilecek. Sağlık alanında ‘iletişim’ denilince genellikle akıllara hasta ile hekim arasındaki iletişim gelir. Fakat hekim ile hekim arasındaki ilişkinin de ne kadar önemli, dolayısıyla gerekli olduğu gözden kaçar. Hastanın tedavisinde kilit rol oynayabilecek öneme sahip bu iletişimde hız ve bilgilerin doğru iletilmesi gerekir. Bu süreçte kaybedilecek zaman yoktur ve hata kabul etmez." diye konuştu.

Uygulama sayesinde hekimler karar veremedikleri vakalarda, teşhis ya da tedavide zorlanılan durumlarda meslektaşlarına danışarak kolaylıkla fikir alışverişinde bulunabilecekler.

Canlı yayın özelliği de eklenecek

Uygulamanın IOS, web, Android ortamlarında kullanılabildiğini kaydeden Yılmaz, kısa süre içerisinde uygulamaya canlı yayın özelliğinin de ekleneceğini belirterek, uygulamanın isim ve işlevi bakımından tüm dünya hekimlerinin ilgisini çekeceğini, dünyada en çok kullanılan yenilikçi sağlık uygulamalarından biri olacağına inanıyoruz. Tıp bilimi, tıp camiası ve insan sağlığı adına katkı sağlamasını diliyoruz.”dedi. Hasta mahremiyetine son derece dikkat ettiklerini vurgulayan Yılmaz, bu konuda çok ciddi bir çalışma yürüttüklerini belirtti.

Mobilde uygulama pazarı medikal anlamda gelişmeye devam ederken, bu gibi fonksiyonel uygulamaların bilim, özellikle de sağlık alanında hekim ve dolaylı olarak hastaya olumlu katkıları olacaktır.

Yazının devamı...

Çocukların Küfür Etmesini Engellemek İçin “Küfre Dur De!”

30 Eylül 2018

Bir okul çıkışında öğrencilerin yanından geçmeye görün, yüzlerine baktığınızda ışıl ışıl parlayan o güzelim çocuklar ağızlarını açtığında, bir anda canavara dönüşüyorlar. Ağza alınmayacak küfürler, argo sözler, cinsel içerikli göndermeler, ayrımcılık ne arasan var. İşin enteresan yanı bu durum eskisi gibi artık çoğunlukla liselerde görülmüyor. Özel okulu, devlet okulu fark etmeksizin ilkokuldan itibaren her yerde duymak mümkün.

Sizce de artık buna bir “Dur” demenin zamanı gelmedi mi? Dur demek için ilk önce kendimizden, çevremizden ve sosyal medyadan işe başlamalıyız. Bakın bir örnek vermek istiyorum, Google’da “duyulmamış küfürler” araması milyonlarca defa yapıldığı için bazı internet siteleri bu konuda başlık açmış ve içerik yazmış, aynı şeklide diğer aratılan kelimeler şöyle “en yaratıcı küfürler, orijinal küfürler, duyulmamış küfürler, küfürler listesi vb.” liste uzayıp gidiyor. Ne acı bir tablo! Daha iyi küfür edebilmek adına milyonlarca kişi bunları aratmış.

Prim veriyoruz!

Küfür ve argo konuşmak sözel zorbalıktır. Ne yazık ki hayatımızın her anında karşımıza çıkıyor. Sosyal medyayı açıp hemen şu an bakın. Mutlaka 3-4 iletide bir küfürlü bir yoruma rastlayacaksınız. Çocukların özenerek seyrettiği, örnek aldığı YouTuber, fenomen denilen kişilerin pek çoğu küfürlü videoları ile milyonlarca takipçi kazandı o takipçilerin çok oluşuna pirim veren markalar da bu insanlara reklam için para ödeyerek olayları belki fark ederek belki de etmeyerek körükledi. Evlerde hep açık olan televizyonlarda şiddet ve kabadayılık özendirildi.

Ne yani orada küfür sansüre uğruyor diye çocuk bunları anlamıyor mu sanıyorsunuz? Bütün heybetiyle, elinde silahıyla kanlısına tekme tokat girişen adam filmde “heyt huyt” diyor, oradaki “hey huyt” kükremelerinin yerine çocuk “rica etsem sandalyeye oturur musun, ağzını burnunu kıracağım da” olarak mı yorumluyor sizce bunu? Şiddet ve küfrü örnek almayacak mı buradan? Bunu bilmek için psikiyatrist olmak gerekmiyor. Sanırım hepimiz bunların böyle olduğunu artık tüm uzmanlardan duyduk. Bu tüm dünyada böyle.

Okula başlayan çocuklarının küfür öğrendiğinden şikâyet eden veliler tüm dünyada var. Çünkü artık büyük küçük herkes medya ve sosyal medyaya kolaylıkla erişiyor. Çocuklarda bunları her yerden duyabiliyor.

Siz ne talep ederseniz onu verir!

Siz kimi izler, kimi takip ederseniz o pirim yapar ve medya/ sosyal medya kanalları da o yönde içerik hazırlar. Bir gün herkes belgesel seyretse ertesi gün her kanal her haber belgesel olur.

Yazının devamı...